15–19 Temmuz Batı Karadeniz Rotamız
Yola Çıkış
Yol kaptanımız Ergün Abi, tüm planı öyle güzel hazırlamıştı ki bize sadece gazı açmak, gezmek ve keyfini çıkarmak kalmıştı.
Beş motoruz: Aytunç Beken, Önder Diken (2024’te aramızdan ayrıldı, nur içinde yatsın), Hasan Sevgikuranlar, Erdoğan Şahin ve Ergün Ekşi.
Buluşma noktamız İkinci Köprü çıkışıydı. En heyecanlı olan bendim; haliyle ilk gelen de ben oldum.
Ama sürpriz: herkes, hareket saatinden önce oradaydı. “Hazırız” dedik, motorlar çalıştı, yola çıkıldı.


İlk Durak: Sapanca
İlk durağımız Sapanca’daki Berceste Tesisleri oldu.
Kulübümüzden eski bir arkadaş (Sapanca’ya taşınmış) eşiyle birlikte bizi karşıladı.
Kısa bir mola, bir selamlaşma…
Sonra herkes tekrar motorlara bindi.
Rotamız sahil şeridiydi: Düzce – Zonguldak – Bartın – Amasra – Ayancık – İnebolu – Sinop.
Düzce yol ayrımına gelince Karadeniz bizi “hoş geldiniz” diyerek karşıladı — tabii ki sağanak yağmurla.
Bizi şaşırtmadı, “Ben buyum,” dedi.

Yağmurlu Başlangıç
Zonguldak–Bartın hattı oldukça sakindi. Trafik yoktu, yol huzurluydu.
Sadece Berceste de Önder Kaptan’ın yan çantası egzoza fazla yakınlaşıp “ısınma turları” yapmıştı; fark edilip hemen çözüldü.
Önder Abi gerçek bir pilot emeklisiydi. Güler yüzü, şakaları… Allah rahmet eylesin.
Yağmur dinene kadar Düzce’de bir yer bulup bekledik.
Islanmaya gerek yoktu. Yol molalı ilerliyordu: bazen manzara, bazen fotoğraf bahanesiyle.


Amasra’ya Varış
İlk durak İnkumu oldu.
Sonrasında otele geçildi.
Akşam yemeği için deniz kenarında, dışarıdan bakıldığında sıradan ama alt katta denizle kucaklaşan bir restoran bulduk.
Bahçesi çakıllı, masalar denizin üstüne kurulmuş gibiydi.
İlk gelişte böyle bir yerde yemek yemek, insanın hem damağına hem de hafızasına işleniyor.
Amasra küçük, şirin bir yerdi; gezilecek zamanı dar tuttuk ve otele döndük.



Ayancık ve İnebolu Yolu
Motor üstünde manzara keyfi biraz riskli iştir; bu yüzden durup fotoğraf çekiliyor ya da sadece inmeyle yetiniliyordu.
Sıcakta kask çıkarmamaya alışmıştık artık.

Ayancık’ta Aytunç’un ailesine uğradık, ikramlarını aldık, teşekkür ettik.
Sonrasında rota Sinop’a çevrildi.
Arada bir stabilize yol çıktı karşımıza; kalın taş dökmüşlerdi.
Otomobiller için sorun değildi ama iki teker için tam bir “denge sınavıydı”.
Bizim motorlar asfalt çocuğuydu, ama “gideceğiz” dedik, gittik.

Sinop Günleri
Yarımada gezildi, siyah kumlu plaj görüldü.
Türkiye’nin en kuzeyi olma unvanı dışında fazla bir sürpriz sunmuyordu ama eski Sinop Hapishanesi…
İşte orası bambaşkaydı.
Artık müze olmuş ama duvarlarında hâlâ mahpusların sessiz çığlıkları asılıydı.
Her taşında, her hücresinde vicdana dokunan bir iz vardı.
Çarşıya uğradık, iskelenin tuzlu rüzgârını içimize çektik.
Gün yavaşça biterken kasaptan et, tekelden içki alıp otele döndük.
Akşamın planı belliydi: sohbet, kahkaha ve biraz yorgunluk.Sinop
Yarımadayı gezdik, siyah kumlu plajını gördük. Türkiye’nin en kuzeyi olma unvanı dışında fazla bir sürpriz sunmuyor ama eski Sinop Hapishanesi… İşte orası başka. Artık müze olmuş ama duvarlarında hâlâ mahpusların sessiz çığlıkları asılı. Her taşında, her hücresinde vicdana dokunan bir iz var.


Çarşıya uğradık, iskelenin tuzlu rüzgârını içimize çektik.
Gün yavaşça biterken kasaptan et, tekelden içki alıp otele döndük.
Akşamın planı belliydi: sohbet, kahkaha ve biraz yorgunluk.

Otelde birkaç gurbetçiyle tanıştık.
Hasan, bilmediğimiz bir konuda iddiaya girdi.
Biz “bu işten eli boş döner” diye düşünürken, adam bagajına gitti, bir şişe viskiyle geri döndü ve masanın ortasına koydu.
Gülüştük. Eğlenmeyi bilen bir ekiptik zaten, o gece sohbetin tadı daha da güzelleşti.

Sabah Sürprizi
Sabah sahilde, Ergün Kaptan’ın sürpriziyle karşılaştık:
Evden getirilen malzemeler fırına verilmiş, “ev yapımı” pideler masaya konmuştu.
Üstüne kaptanın tarifindeki gibi “sıcakken emdirilmiş tereyağı”.
Yanında ise çekirdekleri tek tek ayıklanmış karpuz…
Bu özen, bu incelik…
Biri senin adına böyle hazırlık yapıyorsa gerçekten sevilen bir insansındır. Ergün Kaptan.


Safranbolu Yolu
Sinop dönüş noktamızdı.
Karabük – Safranbolu yönüne döndük.
Yolda Çevrik Köprü Restoranına uğradık.
Daha önce gidenler öve öve bitiremiyordu; ben ilk defa gördüm.
Masa doldu, gözümüz de midemiz de bayram etti.




Safranbolu’nun Kalbi
Konakta yerleştik, motorları bıraktık, taksiyle çarşıya indik.
Arastada gezerken bir esnaf kadın, Fatma, “Motorcu musunuz?” diye sordu.
Halimizden belliydi zaten. “Bizim deli kaptan var, çağırayım tanışın,” dedi.
Bizi Boncuk Kahve’ye oturttu.
Bir süre sonra dükkân sahibi Erbil Ünal geldi.
Muhabbet derken “Deli Kaptan” Ümit Çolakoğlu da geldi.
Onun hikâyelerini bilen bilir; bilmeyen “abartıyorsunuz” sanır.
Yaşamı, maceraları, anlattıkları…
Heidi’nin dedesi gibi, dağların adamıydı.



Bizi Boncuk Kahve’ye oturttu.
Bir süre sonra dükkân sahibi Erbil Ünal geldi.
Muhabbet derken “Deli Kaptan” Ümit Çolakoğlu da geldi.
Onun hikâyelerini bilen bilir; bilmeyen “abartıyorsunuz” sanır.
Yaşamı, maceraları, anlattıkları…
Heidi’nin dedesi gibi, dağların adamıydı.

Bize Safranbolu’da festival yapmamızı önerdi:
“Öyle imkânlar sunarım ki herkes anadan üryan havuza girer, kimse kimseyi görmez,” dedi.
İşte, böyle renkli bir adamdı.
Ümit Kaptan gidince Erbil Hoca bize fasıl keyfi sundu, çoğu Yunanistan’dan gelen turistlerle.
Ben de hemen karşıdaki dükkândan hediyelikleri kızım adına çantama doldurdum.



Konağa döndük.
Ertesi sabah kahvaltı planımız Boncuk Kafe’ydi.
Meğer kaptan, kendi konağında Karabük mülki amirleriyle ortak bir kahvaltı hazırlamış, ama haberimiz yokmuş.
Biz Boncuk Kafe’de kahvaltıyı bitirip konağa gidince o muhteşem masayı gördük.
Artık midelerimiz dolmuş, keyfimiz yerindeydi; geriye sadece çayla eşlik etmek kalmıştı.

Dostluk ve Vedalar
Bize ise Ümit Kaptan ve Erbil Hoca’nın bilgelikleri kaldı…
Böyle küçük bir kasabada, böylesi büyük yüreklerin varlığı insana dostluğun, görüşülmese bile devam eden bağların değerini bir kez daha hatırlatıyor.
Safranbolu’nun ruhu sindirildi, ertesi sabah İstanbul’a dönüş başladı.
Beş motor, beş dost, beş kafa dengi…
Ve tek bir sonuç: Sorunsuz, dolu dolu, unutulmaz bir Batı Karadeniz turu.
Ümit Kaptan
Bu dört günlük dolu dolu gezide “Dört sayfa mı çıktı?” diye düşünebilirsiniz. Çünkü diğer arkadaşlarıma ulaşıp izin alamadım.
Ümit Kaptan başlı başına bir hikâye… Sayfalar yetmez, inanın onun adına yalan söylemiş olmam. Kısaca özet geçeyim:
Safranbolu’da, dünyanın en büyük ikinci kanyonuna yürüyüş yolunu yapan ya da bunun için girişimlerde bulunan adamdan bahsediyorum. Cam teras dahil… Buralarda dağcılık organizasyonları yapan, rehberlik eden, kanyon derelerinde etkinlikler düzenleyen; motosikletle dünyanın birçok yerine gittiğini söyleyen ve bunu çevresindekilerin de doğruladığı biri. Şu anda Akdeniz’de yat kaptanlığı yapan, iri yarı, 80 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir adam…
Sosyal medya sayfasından fotoğrafını izin almadığım için kullanamıyorum ama bizimle olan fotoğraflarından birini web sitemde bu hikâyeye koyabildim
Erbil Hoca ise Safranbolu’da Boncuk Kafe’yi işletiyor. Aynı zamanda yöresel halk türküleri söyleyip hocalığını yapıyor. Safranbolu’ya gelen ziyaretçilere hem müzik hem de yöresel lezzetler sunuyor.
Safranbolu’nun kendine has tatları var; internette bolca bulabilirsiniz.
Safranbolu’da bir gece kaldık. Sabah, meğer Ümit Kaptan kahvaltıya davet etmiş, bizim haberimiz yokmuş. Biz Boncuk Kafe’deyken sonradan öğrendik ve kibarlık olsun diye gittik. Masada Safranbolu’daki mülki amirler, komutanlar vardı.
Ümit Kaptan’ı, ağzı laf yapan, koca yürekli bir adam olarak tanıdım. Bana Heidi’nin dedesini anımsatıyor.
Tüm okuyanlara, daha güzel insanlarla karşılaşmayı ve değerli anılar biriktirmeyi dilerim.
Okuduğunuz için teşekkür ederim!
