03,05,1989 Oradaydım

03,05,1989 Galatasaray Ali samiyen Statı Mecidiyeköy
Feriköy Şetat Ticaret Merkezi’nde, ofis işinde çalışıyorum. Aslında o gün maça gitmek gibi bir planım yoktu. Sabah işe giderken yol kenarında bir şey dikkatimi çekti: Maça girmek için geceden gelen taraftarlar, battaniyelere sarılıp yol kenarında yatmışlardı. Daha gün yeni başlıyordu ama bu maçın ne kadar kalabalık geçeceği belli olmuştu bile.
Ben öyle sıkı bir maç takipçisi değilim. Taraftarlığım 90 dakika sürer, maç bitince de biter. Öncesi, sonrası pek yok bende. Ama o gün, nasıl olduysa, buradan geçerken bir şansımı denemek istedim. Google’a sordum sonradan, gün Çarşambaymış.
Maçın başlamasına çok az kalmıştı. On dakika ya vardı ya yoktu. Kuyruk hâlâ vardı ama kısa sayılırdı, belki yirmi kişi. Gişeden bileti aldım ve içeri girdim. Yeni açık kale arkası.
Stada girdim, tabii ki Galatasaray tarafına yöneldim ama oturacak yer yoktu; bırak oturmayı, göz ucuyla bile sahayı görmek mümkün değildi. Mecburen başka bir tarafa yöneldim. İzleyebileceğim bir boşluk buldum ama fark ettim ki Fenerbahçe taraftarlarının arasındayım. O zamanlar böyle şeyler mümkündü; tribünler bu kadar keskin ayrılmamıştı. İki arkadaş, iki farklı formayla, seçtikleri tarafta yan yana maç izleyebiliyordu. Şimdikiler gibi rakibe holiganca saldırılar, anlamsız gerilimler yoktu.
İlk yarıda üç gol attık. Hepsi karşı kaleye, bizim eski açık dediğimiz tarafa oldu. Fenerbahçelilerin arasında olduğum için sevinemedim. İçimden bile.
Devre arasında oradan çıktım. İlk girdiğim, yer bulamadığım tarafa tekrar yöneldim ve bu kez Galatasaray taraftarlarının arasına girebildim. Ama bu yarıda da dört gol yedik. Yine sevinemedim tabii. Aslında ne attığımız golleri doğru düzgün görebildim ne de yediklerimizi. Yedi gollü bir maçtı ama ben o yedi golün hiçbirinde gerçekten orada değildim.
Düşünüyorum da, bu maça fanatik bir taraftar olarak gelmiş olsaydım, muhtemelen böyle bir anım da olmazdı.
Belki de bu fotoğrafı anlamlı yapan şey tam olarak bu.
10,01,2026
İ.E.T.T Bileti

1970 ler, İstanbul İçi Ulaşım Bileti
İ.E.T.T’nin 1970’li yıllarda kullandığı şehir içi ulaşım biletleri…
Bugün ele alıp baktığımda, sadece bir ulaşım aracı değil; koca bir dönemin sessiz tanıkları gibi duruyorlar.
Üzerlerindeki mavi yazıyla basılmış numaralar vardı. İki binli, üç binli rakamlar otobüslerin çalıştığı bölgeleri anlatırdı. Küçük 1, 2, 3 rakamlarıysa, nereden bindiğinizi… Yani bu bilet, sizi tanırdı. Nereden geldiğinizi bilirdi.
Belediye otobüslerinde binişler arka kapıdan yapılırdı. Daha adımınızı atar atmaz sağda biletçi kabini karşılardı sizi. Dar bir alandı. İki kişilik koltuklar oradan başlar, tam karşısında yine ikili koltuklar dizilirdi. Orta koridor ise neredeyse yok gibiydi. İki kişi sırt sırta duramazdı; insanlar birbirine yaslanarak, fermuar gibi açılıp kapanarak ilerlerdi.
İnmek istediğinizde otobüs durmazdı sadece, içindeki herkes harekete geçerdi. Birinin çantası çekilir, biri yana kayar, biri ayakkabısıyla dizinize dokunurdu. Bazen dizinize kadar ayakkabı derisi sürtünürdü ama kimse ses çıkarmazdı. O sıkışıklıkta bile bir sessiz anlaşma vardı.
Yoldan, durak harici binen bilet kontrolleri olurdu. Ellerine aldıkları bilete şöyle bir bakmaları yeterdi. Renginden, gölgesinden, sıra numarasından biletin eskiliğini anlarlardı. Kalemle atılmış küçük bir çizgi, yolcunun hangi duraktan bindiğini ele verirdi. Sistem basitti ama dikkat isterdi. Ve çalışırdı.
Sonra önce Akbil çıktı, ardından kartlar geldi. Her şey kolaylaştı, hızlandı, sessizleşti.
Bu kâğıt biletlerse yavaş yavaş hayatın içinden çekildi.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, bu biletler sadece bir yolculuğu değil; kalabalığın içindeki sabrı, birbirine temas ederek ilerlemeyi, acele etmeden varmayı hatırlatıyor.
Belki de bu yüzden, artık hiçbir yere gitmeseler bile, hatıralarda hep yolculuk hâlindeler.
10,01,2026