Han’da Geçen Yıllar
Han’da Geçen Yıllar
Hikâyenin başında han hakkında gerekli bilgileri vermiştim.
20 sene sonra döndüğümde handa değişikler olmuştu.
O eski dokuma tezgâhların sesini, gümüşçü ustalarının kakma sesleri almıştı.
Handa çalışan kadın sayısı ciddi şekilde yükselmişti.
Önceki yıllarda kadınlar konfeksiyon tezgâhlarında veya mağaza tezgâhlarında çalışıyorlardı; artık gümüş satışlarının yüzü olmuşlardı.
Handa odabaşı sistemi kurulmamıştı.
Dükkân alan, satan amcama danışıp genelde ona satıyorlardı.
Dışarıdan tanımadıkları kimseyi sokmamaya özen göstermişler.
Gümüşçüler Han’a Dönüşüm
Kalcılar Han, Gümüşçüler Han’a çevrilmişti.
Adı hâlâ Kalcılar Han olsa da içerisi tamamen gümüş imalatı ve satış dükkânlarıyla dolmuştu.
Tüm esnaflar el ele verip hana bakım yaptılar; taşları beğenip döşettiler, boyasını yaptırdılar.
Han içinde ramat ve rafineri imalatı olmadığı için mavi variller kalktı, asit işi yavaşladı.
Asitli çalışma yapılırken sarı bez satan satıcı haftada iki kere hana gelir, gümüş mağazalarına bez satardı.
Asitten vitrindeki gümüşler önce sararır, sonra kararmaya başlardı.
Haftada iki kere vitrindeki gümüşler silinmek için elden geçerdi.
Zamanın İzleri ve Esnafın Yaşlanışı
Bu dönüşümde fark ettim ki, çarşı içinde ve Mahmutpaşa’da tezgâhtarlık yapan, bana göre büyük olan birçok insanın yaşlandığına şahit oldum.
Ben de onlarla beraber yaş aldım; ama o tanıdığım insanların yaş farkından dolayı daha fazla yaşlandıkları saklanmıyor.

Komşuluk, Saygı ve Mesafe
Han içindeki Ermeni komşularımız Ramazan ayında biz Müslümanlara masa hazırlayıp iftar ikram ederler, Paskalyada çörek ve yumurta ikram ederlerdi.
Esnaflar arasında sohbetler sınırlıdır; çok özele girmeden “günaydın” veya “iyi akşamlar” diye geçiştirilir.
Düşmanlık yoktur ama mesafe vardır.
Handa cenaze olduğunda bu komşularımızdan bir grup cenazelere gelirlerdi.
Amcamın da onların cenazelerine gittiğini bilirim.
Ben gitmediğim için başka gidenler olup olmadığını bilmiyorum; ben bizimkilerin cenazesine de gitmiyorum — hiç ölmeyecekmişim gibi.
Sohbetler, Sessizlik ve Dostluklar
Ben devamlı dışarıda olduğum için bu komşularla sohbet ediyorum.
Bazılarıyla ise hiç konuşmuyoruz — sessiz bir anlaşma var sanki.
Önce en yakın komşumuz olan, eskilerin iyi ustası Antranik Usta ile mecburen yan yana olduğumuzdan sohbet ederdik.
Oldukça yaşlı olduğu için bana göre çok şey biliyordu.
Biz bir ocakçının yerine kiraya geçtik, o gitti; başka bir ocakçı aynı şekilde eksildi.
Diğer atölyeler de el değiştirmeye devam etti.
Bir zaman sonra bir adım ben yanaştım, bir adım onlar yanaştı; sohbetlerimiz başladı — yine de mesafeli.

Kınanan Bandaj ve Dua Hikâyesi
Sohbet ettiğim arkadaşlardan kız olanı parmağımdaki bandajı sordu.
Siğil vardı, lazerle yaktırdığımı söyledim.
Beni resmen kınadı:
“Sizinkiler dua ile düzeltiyor.”
Ben şaka yapıyor sandım.
Araştırınca neden kınandığımı anladım.
Hafta sonları Kavalaya gidip, pazartesi geliyorlarmış.
Mezelerden, ortamlardan konuşuyoruz hep.
Değişen Tarz, Yeni Yönelimler
Bu arada ben kulağımı delmişim, giyim tarzımı değiştirmişim, dövmeler yaptırmışım ve motorcu kıyafetleriyle gidip geliyorum.
Kavala bana çok cazip gelmeye başlamıştı.
2012 yılında pasaport çıkarttım ve tek başıma Yunanistan’a gitme planları yapıyordum.
Ayağımı kırdım, başka engeller çıktı, plan çöktü.
Sonraki günlerde, haftalarda sohbetlerimiz yine böyle ayaküstü, hanın ortasında devam ediyor.
Yıl sonlarında hanın ortasında büyükçe bir masa koyup kurabiyeler, pastalar, şarap ve gazlı içeceklerle yeni yıl kutlaması yapıyorlar.
Erken saatlerde yanaşmıyorum ama paydos edip giderken bir kadeh şarap, iki kurabiye alıp “İyi seneler” diyorum.
Bizim eşraf oradan geçerken kafalarını çevirip görünmediklerini sanarak uzaklaşıyorlar.
Dışarıdan Bakış ve Yanlış Algılar
Handan ayrıldıktan sonra; uzun zaman hana uğramadım, hiç işim de olmasın zaten ama bir gün gitmek zorunda kaldım.
Han’a tekrar gittiğimde sohbet ettiğim komşular kahveye davet ettiler, neler yaptığımı sordular.
Sonra da büyük pot kırdılar:
“Ya Erdoğan, sen bu yobazların yanında bunca zaman nasıl çalıştın?”
“Bu benim abim, diğerleri de amcam, akrabayız yani.”
“Nasıl olur, arada bu kadar fark? Sen onlara hiç benzemiyorsun,” gibi konuşmalar geçti.
Adam nasıl özür dileyeceğini bilemedi.
Ben “Sorun yok,” dedim; çünkü dışarısı böyle kabul etmiş.
Kim bilir başka neler konuşuyorlar.
Bir Sanat Dokunuşu: Gümüşten Çizme
Bir video ekledim; handaki dükkânları gösteriyor.
Sanki tembihlenmiş veya montajlanmış gibi bizimkilerin dükkânlarını göstermezler.
Ama ben elime kamera alsam, buradaki tüm dükkânlara girebilirim.
Bu korku ya da tehdit ile değil, iletişim ile.
Adını vermekte sakınca görmem.
Üst katta Nuran Gümüş var — sanatkâr bir arkadaş.
Ona dedim ki:
“Bir çizme yaptıracağım; önüne gümüşten burun ve arkasına mahmuz yapar mısın?”
“Kalıp çıkaracağım, bir çizme getir, yaparız,” dedi. Evden kullandığım başka bir çizmeyi getirip bıraktım, Öne benim vermiş olduğum kurukafaları işleyip arka mahmuzlara aslan kafaları eklemiş. Israr etmeme rağmen benden ücret almadı, ellerine sağlık.
Tabii ki gümüşlerini ben verdim ama emeğin karşılığını teşekkürle ödedim.
Benim için çok kıymetliydi.
Yeni Dönem: Motosiklet ve Ötesi
Bundan sonra motosiklet ile devam edeceğim.
Orada da buralara dokunacağım; buraya ait hikâyeleri aralara sıkıştırırım.
Bu yazılardaki kopukluklar, bir sonraki anı ile değil;
bir anı diğerini çağırdığı için sıralama yapamıyorum.
