Askerlik

29 Ekim töreni manisa

Maskelerin Düştüğü Yer

Elbise Takasları ve İlk Gerçeklik; Amfi ve koğuşlarda elbise takaslarını yaptık. Bir nebze kendimize gelmiş gibi olduk… ama itiraf etmeliyim: keşke sivil kalsaydık.

Usta eğitmen olan er, onbaşı ve çavuşlar bir anda maskelerini çıkardılar; gerçek, parçalayıcı dişlerini gösterdiler. Sürüyü yönlendiren saldırgan köpekler gibiydiler: sağına kaçsan soldan, sola kaçsan sağdan müdahale yersin. Geride kalmak diye bir seçenek yoktu.

Özel Eşyalar, Artık Özel Değildi

Sivil eşyalarımızı depoya teslim ettik, koğuşta bıraktık ama artık hiçbir şey özel değildi. Gündüzleri bir koğuşçu nöbet tutuyor, geceleri de sırayla nöbet tuttuk. Sözde nöbet çizelgesi vardı ama… kimse ona uymuyordu.

Bizden 20 gün önce gelenler artık fırlama olmuştu; yataktan bile kalkmadan nöbetlerini bizim gibi yeni gelenlere devrediyorlardı.

Batı Kışla ve Eğitim Başlıyor

Batı Kışlada bölüklerin koğuşları, eğitim alanının arka tarafındaki büyük binadaydı. Her bölüğün koğuşu ve tuvaleti ayrıydı. Meydanda gruplara ayrıldık ve eğitimlerimiz başladı.

Klasik askerlik eğitimlerinden çok, bir gün arkadaşlarla kaynaştık, bir daire yaptık ve sohbet ettik. Herkes kendi yaşadıklarını anlatıyordu. Sıra bana gelince, arkadaşların yüzündeki ifadeler değişti; sanki yalan söylüyormuşum gibi baktılar. Sonradan empati yapınca, “Bende olsam inanmazdım” dedim.

29 Ekim Töreni

Gerçeklik Algısının Çöküşü

Meğer birçok yerde elektrik bile yokmuş. Hayal kurmak neredeyse yasaklanmış gibiydi. Şaban adında bir arkadaşım sordu:
“Laleli’deki oteli sordu.”
“Resepsiyonda kim vardı?” dedim. “Cemil” dedim.
“Tertip, söylediklerinin hepsine şimdi inandım,” dedi.

İlk kaldığımda yüzü gözü darmadağın olan Cemil’in halini anlamak, acemi birliğinin önsözüymüş; askerlikte yaşayacaklarımızın habercisiydi.

Tören, Kaza ve Dağıtım

“İstanbul’a seçme yapılacak” denildi. Seçilmek için herkes sıraya girdi. Ben nasılsa İstanbulluyum diye düşündüm ve seçildim. Sonradan öğrendim ki seçilenlerin hepsi Kıbrıs’a gönderilmiş.

Herkes dağıtımda büyük şehirlere düştü, biz 10 gün daha birlikte kaldık. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreni için tekrar gösteri eğitimi aldık ve tüfekle hareketli yürüyüş yaptık.

Son Gece: Et, Kan, İstanbul

Dağıtıma çıkacağımız gece, dağda içki içip birliğe dönerken onbaşı: “Mutfağa gidelim, isterseniz oradan kaçın,” dedi.

Kaç bin yıllık etse, abanırken sol baş parmağımı kestim. Revire götürüldüm. Üç dikiş atıldı; uyuşturma yok, bol acı vardı. Sabah da otobüsle İstanbul’a döndük.

“Askerlik, insanın kendi gölgesini bile susturduğu yerdir. Maskeler düşer, gerçeği tutan el ise hep kanar.”

Devamını Oku

Albüm & detaylar

Yorum bırakın

Scroll to Top