Parmağım Kesikti, İçim Yanıyordu – Askerlik Öncesi ve Kıbrıs Maceram
İstanbul’a Dönüş ve Plansız Günler
Parmağım kesilmiş, canım yanıyordu. İstanbul’a döndüm; üzerinden üç buçuk ay geçmişti. Dükkânın malı azalmıştı, beş-altı gün dükkânda vakit geçirdim. Akşamları arkadaşlarla bira yapıyor, bir nevi kafa dağıtıyordum.
Ertesi gün abimden arabayı almayı planlıyordum, ama arabaya yapıştı kene gibi. Ben de ona yapıştım haliyle. Akşam, Sarıyer Büyükdere’de Cihanda1 restoranına gidecekmiş. Kaçırır mıydım o fırsatı? Ertesi gün araba yok. Gecenin köründe restorandan çıktık.
— “Abi seni eve bırakayım, ben devam ederim,” dedim.
— “Nereye gideceksin?” dedi abim.
— “Aksaray’a,” dedim.
Gerçek sebep: ertesi gün arkadaşla buluşup arabayı almam gerekiyordu. Ama abim direksiyonu bırakmıyordu. Hava fena, Mecidiyeköy’de deli gibi yağmur yağıyor. Arabayla kaydık, refüjlere çarptık. Polis ve İnzibat geldi; arabada hasar vardı, bizde yoktu.
Beni Beşiktaş Askerlik Şubesine götürdüler, İnzibat nezaretinde bekledim. Sabah abim geldi; üzerimdeki Alman marklarını verdim. Ertesi gün için yanımda aldığım stok param gitmişti. Planlarım çökmüştü; keyfim kalmamıştı. İznim bitti ve Batı Kışlaya zamanında döndüm.

Trenle Mersin’den Kıbrıs’a
Manisa’dan trenle Mersin-Silifke’ye sevk edilecektik. Vagon tamamen bizim bölükle doluydu, yabancı yoktu. Afyon’da tren durdu, dışarıdan satıcılar bağırıyordu:
“Afyon kaymağı! Şeker gibi!” Gerçekten de şekerdi.
Sonraki istasyonda işler değişti; trene şarap satılıyor, biz de fazlasıyla aldık. Yolculuk böylece ayrı bir kafaya büründü. Mersin’de toplanma birliğine vardık; dev hangarları koğuş yapmışlardı. Ertesi sabah bütün birlik içtima alanındaydı; Yeşilada vapuru bizi bekliyordu. Hedef: Kıbrıs.

Şarap Operasyonu ve İnzibat
Vapura binmeden önce kötü haber geldi: bütün çantalar aranacaktı. Bizim çantalar şarap doluydu. Şişeleri arkaya yollamak için elden ele geçirme operasyonu başladı. Katılmak istemeyenler için tehdit vardı:
“Herkes ‘benim değil’ derse hepimiz ceza alırız!”
Operasyon işe yaradı. Gemiye binmeden önce arkada hatırı sayılır bir stok oluştu ve arama yapanlar hiçbir şey sormadı. Anlaşılan bu rutin bir uygulamaydı.
Askere Gitmek Başka, Anlatmak Başka
İstanbul’daki son günümden Kıbrıs’a uzanan bu askerlik zinciri, her halkada farklı bir ders içeriyordu: tren yolculuğu, şarap operasyonu, İnzibatla karşılaşma, Yeşilada vapurunda fırtına… Hepsi gerçek, hepsi hayatımın bir parçası.
Merak etmeyin, sizi askerlik anılarıyla boğmayacağım. Bu “boğma” işlemini görsellerle galeri sayfasında gerçekleştireceğim.
Buraya kadar okuduysanız, bundan sonrasını da merakla okuyacaksınız. Hiçbir manipülasyon yapmayacağım; sadece yaşanmış, sade, yer yer komik ve gerçek askerlik anılarımı paylaşıyorum.
Yorum yapmak isteyen yapabilir, bilgi eklemek isteyen ekleyebilir. Özelden düzeltmek isteyen olursa kapım açık. Amacım beğeni toplamak değil; ama daha fazla kişiye ulaşmak için sosyal medya araçlarını da kullanacağım.
Büyük gazetelerin yaptığı gibi, yazının özüne ulaşmak için sizi on yerden aynı içeriğe maruz bırakmayacağım.
