Komutan Değişimi ve Yeni Dönem
Komutan Değişimi ve Yeni Dönem
Zaman içinde hem alay komutanı hem de bölük komutanı değişti. O eski “tonton” komutanlar yerlerini farklı karakterlere bıraktı.
Yeni bölük komutanımız şeker gibi, anlayışlı biriydi. Alay komutanı ise farklıydı: Hiçbir şiddet eğilimine şahit olmadım ama disiplinden asla taviz vermeyen bir subaydı. Her adımı ölçülü, her kararı netti.
Fermuar Krizi ve Alay Komutanının Disiplini
Alayımıza yeni atanan komutan, göreve başlar başlamaz herkesi alay meydanında toplattı. Ben o gün görevde, arazideydim; olaylara dışarıdan vakıf oldum ama anlatılanlar efsaneydi.
Toplu içtima sırasında tüm bölüğün bot fermuarlarını tek tek kontrol etmiş. Evet, yanlış duymadınız: fermuarlı bot krizi!
Fermuar kullanan tüm askerleri meydana ayırmış (neredeyse tüm bölük) ve alay terzisine emir vermiş:
“Bunların hepsi dikilecek.”
“Mum Dibini Aydınlatmaz” Durumu
Bir gün bize bağlı bir tabura görevle gitmiştim. Komutanı beklerken kaldırımda oturuyordum. Yanıma yaklaşan iki asteğmen şöyle bir baktıktan sonra biri sordu:
— “Botlarında fermuar var mı?”
— “Evet, fermuarlı,” dedim.
İçlerinden biri hafif alaycı ve şaşkın bir ifadeyle arkadaşıyla konuştu:
“Adama bak, burada bize yapmadığını bırakmıyor; yanındaki adam fermuarlı bot giyiyor. Boşuna dememişler, mum dibini aydınlatmaz.”
Askerlikteki tipik ironi böyle bir şeydi.

Asker Gazinosu ve Gerçekler
Bir açıklama yapmak gerekirse: asker gazinosu, filmlerdeki gibi sazlı sözlü bir eğlence yeri değil. Askerlerin yemek yediği ya da kapalı alanda ders gördüğü basit bir yer.
Bir de “disko” dedikleri yer var; kop kop yapılan bir yer değil. Burası genellikle nezarethane olarak kullanılır. Askeriyedeki bazı terimlerin dışarıdaki anlamlarıyla uzaktan yakından ilgisi yok.
Muhabere Takımı ve “İstanbul Görevi”
Gün içinde, gazinoda ayaküstü sohbet ederken, Muhabere Takım Komutanı teğmen yüksek sesle:
— “Benim işime kim yarar?”
Bu teğmenle aramızda mesafe vardı ne bana görev verirdi ne de hata yapsam karışırdı. Yani “uzaktan sevişiyoruz” tabiri tam yerindeydi.
O gün içimden bir şey geldi, ortaya atıldım:
— “Ben işinize yarayabilirim, komutanım.”
— “Sen nerelisin?”
— “İstanbul, komutanım.”
— “İyi olur, bir kişi daha lazım,” deyip gitti.
Ne amaç ne görev… Hiçbir şey belli değildi; sadece beklemeye başladım.
