Bursa Turnuvası: Dartta İlk Büyük Sınav
Yola Çıkış ve Küçük Kaos
İlk büyük turnuvam: Bursa.
Tarih mi? Cuma mıydı, Cumartesi mi, emin değilim.
Her hafta sonu olduğu gibi dükkândan çıkmak için kart basma saatini bekliyorum sanki. Bizimki inatla bırakmıyor.
Otele rezervasyon yok, plan yok, ama içimde bir heyecan var.
Sonunda çıktım. Hangi yoldan gittim, hâlâ net değil. Bir şekilde otele vardım, ama yer kalmamış.
“Bir oda var ama personel odası…” dediler. Klasik otel ağzı — sanki tek yatak vermek ölüm.
“Yatacak yer olsun yeter,” dedim, kabul ettim.
Bordun Başına Koşar Adım
Odayı ayarladım, aşağı indim. Ortam sıcak, biraz dumanlı. Ben kazakla gelmişim, nabız zaten hızlı.
Kapıdan girer girmez biri seslendi:
“Hoş geldin! Hadi, maçın var!”
“Tişört giyecektim,” ama dinlemediler bile damadı gerdeğe atar gibi beni bordun başına gönderdiler.
Rakip: Türkiye şampiyonu Emre Toros.
Ben ise tam bir “Bim’den gelen Hasan Dayı” modundayım.
Adam atıyor, ben izliyorum. Tanımasam “şansa attı” derim ama tanıyorum.
Yine de kendi kendime “Yenerdim aslında” diye avutuyorum — tecrübe az biraz eksik tabii (!).
Sonuç mu? Elbette yenildim. Ama ezilmedim. Sadece maç kısa sürdü (!).

Yazıcı Oldum, Bord Tutamadım
Tam tişört giyeceğim, enseme dokundular:
“Hop! Yenilen yazıcı olur.”
Ulan bu bordu zaten tutamıyorum, adam son oktan önce tahtaya ulaşıyor, ben hâlâ “kaç yazacağımı” çözmeye çalışıyorum.
Emre Toros oynuyor, hızına yetişmek mümkün değil. Allahtan yardım eden birkaç kişi vardı da ben sadece duyduğum rakamı yazabiliyordum.
Yine de iyi ki onunla oynamışım — hızlıca silkelenmemi sağladı.

Tişört, Bira ve İkinci Maç
Kendime geldim. Koşa koşa tişört aldım, giydim. Peşin para verdim, düşünmeye fırsat bile yok.
Ve sonra bira!
Temel Reis’in ıspanağı neyse, dartta benim için bira odur.
İkinci biradan sonra anons geldi:
“Sıradaki maç!”
Rakip bu kez Kıbrıs’tan biri. Belli ki bana karşı küçük bir komplo dönüyor 😂
Sonradan öğrendim, o da Kıbrıs şampiyonuymuş.
Out atışında boş geçince affetmedi tabii. Saygıyla eğildim.
Gece Bursa Sokaklarında
Akşam “High Out” diye bir yere gitmek istedim.
Taksiye bindim ama yolu bilmediğim için anlatmam bayağı zor oldu. Neyse ki götürdü, sağ olsun.
İçerisi kalabalık, dört bord var. Biraz atış yaptım, ama milli maç başlayınca ortam tıklım tıklım oldu.
Dışarı çıktım, yan tarafta başka bir bar — kapıda sıra.
Yaklaştım, kapıdaki görevli “Alamayız,” dedi.
“Zaten çok kalmam,” dedim, elimde rakı kadehiyle!
Adam bir daha baktı, “Aa kusura bakma, tanıyamadım,” dedi.
Ben de bir an meşhur olmuşum gibi gururlandım. Meğer görevli, bizim handa, Sıra Odalardaki lokantada çalışıyormuş.
“Geç takıl ama içerisi çok kalabalık,” dedi. Haklıydı. Eğlenceliydi ama ben on dakika kalmadan çıktım.
Otele döndüm, biraz dinlendim.
Bilmediğim bir şehirde, bilindik bir his: yorgunluk, keyif ve dartın tuhaf huzuru.
