Kriştina
Dart ve Dostluk
Haftanın belli günleri toplanıyoruz. Dart atıyoruz, bira içiyoruz; gelen oluyor, giden oluyor… Ama biz hep gülüyoruz.
Mekânın üst katı “kış bahçesi” olarak geçiyor. Bira yukarıdan geliyor, tuvalet aşağıda. Üst kat kadın ağırlıklı; hepsi fal baktırmaya geliyor. Biz de aşağıda gelecekteki hedefe çalışıyoruz.
Bir gün oyun sırasında elektrikler kesildi. Yukarı çıktık, oturduk, laflıyoruz. Herkes bir araya geldi: “Ne iş yapıyorsun?” diye birbirimize soruyoruz. Sonra fark ettik ki aylar geçmiş ama bizlerle aramızda sadece “iyi atıyor / kötü atıyor” ve isimlerimizle tanınıyoruz.
Dart camiası böyle: önce dart, sonra kimlik.
Kil boardla genelde “kriket” oynuyoruz. Sayılar belli; yapılması gereken, o rakamda üç isabet elde etmek — “havuç dilimi” dediğimiz bölgede. Ya da ortadaki minicik alana bir tane, en dış çemberin dar yerine bir tane, sonra yine havuçta bir yere…
Ama esas olay: 501 double out. Dartın ağır topu, turnuvaların gözdesi 501. Puanı en az atışla sıfırlamak. 9 dartta bitiren var. Ama bunun için yetenek lazım. Bir de matematik. (Matematik önce zorluyor ama sonra çok akıcı oluyor.)
Oyunda yenilen, bordun başında kalır. Sonraki oyunun yazıcısı olur. Bunu ilk yaşadığımda biraz travmatik geçti.

Oyunlar, Eğlence ve Küçük Sürprizler
Zamanla oyunlarımız hem daha eğlenceli hem de daha kaliteli hale geldi. Kendi adıma hiçbir zaman ciddi idman yapan biri olmadım, ama oyunlarım da fena sayılmazdı. Duruma göre beklenmedik sürprizler yapabiliyordum.
Mekâna her yeni biri geldiğinde, içerideki arkadaşlar onu sıcak bir şekilde karşılıyordu. Bu da grubun ne kadar samimi ve birbirine bağlı olduğunu gösteriyordu. Herkes birbirini tanıyor gibiydi; yeni gelen bile kısa sürede o sıcak çemberin bir parçası oluyordu.

İstanbul’a Dart Mekânı Kazandırmak
İçimizde İstanbul’a kalıcı bir dart kültürü kazandırmak için uğraşan, emek veren arkadaşlarımız vardı: Engin, Uğur, Mutlu…
Adlarını bilmediğim ama katkı sunan diğer dostlara da buradan teşekkürler.
Ne yazık ki İstanbul’da dart oynamak kolay iş değildi. Gündüz kimse yoktu, hafta sonları da ancak haberleşip organize olabiliyorduk. Çoğumuz işten sonra geliyorduk, ama o da İstanbul trafiğine ve mesai saatleri farkına takılıyordu.
Mekân Arayışları ve Zorluklar
En büyük sıkıntı mekândı. Dart için gönüllü birkaç arkadaş yeni yerler bulmak için sürekli uğraşıyordu.
Bir yere gittiğimizde “Board koyalım,” diyorduk ama işletmeler genelde “Şurada boş bir köşe var,” diyerek depoya yakın bir yeri gösteriyordu. Onlar açısından da haklıydılar; yoğun saatlerde bir grup dartçı gelip mekânı işgal etsin istemiyorlardı.
Kriştina Dönemi: Şans Bizden Yanaydı
Taksim’deki Kriştina bizim için dönüm noktasıydı. Restoran bölümünü iptal etmeleri tam anlamıyla şansımız oldu.
Tuvalet alt katta olmasa, orayı kesin başka birine kiraya verirlerdi. Ama bu sefer bizden çok onların bize ihtiyacı vardı.
Orada birçok keyifli akşam geçirdik. Hem oyunlarımızı oynadık hem de şehirdeki dart kültürünün filizlendiğini hissettik.
Yeni Denemeler: Beerport ve Kadıköy Günleri
Zamanla Kriştina’dan ayrıldık; çünkü üst katı da kapatıp yer değiştirdiler.
Bu kez Beşiktaş İskelesi’ndeki Beerport kapılarını açtı. Üst katın köşesini bize verdiler. Güzel bir dönemdi ama kısa sürdü.
Devamlılık olsaydı belki yürürdü, ama olmadı.
Sonra Kadıköy’de bir mekân denedik, olmadı. Taksim’de “Bilard” adında bir bilardo salonu vardı, kendi dart boardu da bulunuyordu. Ancak bilardo masaları tahtaya çok yakındı. Tahtayı başka köşeye taşıdılar ama bu sefer de sahne akşamı sahnenin içinde gibi kaldık. Yine olmadı.
Bostancı ve Sessiz Vedalar
Bostancı Trafik iki kere gittim. Orası belki hâlâ devam ediyordur.
Ama benim için artık yavaşlama zamanı gelmişti. Dart macerası, şehirle birlikte evrildi. Geriye sadece güzel hatıralar, dostluklar ve tahtaya saplanan yüzlerce küçük hikâye kaldı.
