Çocukluk Arkada Kalıyor
Bu, “İstanbul’a mal almaya gidiyorum” demekle,
“İstanbul dışına montaja gidiyorum” demek aynı şeydi.
Altın takası yapan biraderim daha rahattı; amcamla birlikte çalışırdı.
Haftanın üç günü bizde, dört günü amcamlar da kalırdı.
Amcam Üsküdar’da oturduğu için, bizim mahallelerdeki aksiyonlardan uzaktı.
Babam hiç kravatsız ve tıraşsız gezmezdi.
Kendine olan bu saygı, başkalarına da yansırdı.
Mahallede kimseyle kavgamız yoktu.
Ziyaretimize gelen zengin akrabaların arabaları, kapının önünde merak uyandırırdı.
Bu da mahallelinin dikkatini çeker, sohbetlerine malzeme olurdu.
Bizde Siyaset Yoktu
Bazı akşamlar dışarıdan sesler gelirdi.
Gençler duvarlara yazılar yazardı.
Belirli bir noktaya kadar solcular, ondan sonra sağcılar yazardı.
Aklıma geldi, yazmazsam olmaz:
Arabayla mahalleye girince, sokağın sakinleri — köpekleri — belirli bir yere kadar kovalardı.
Orada görünmez bir duvar vardı.
O noktadan sonrası, diğer mahallenin bölgesi olurdu.
Onlar da kendi bölgesinden çıkanı, kendi sınırlarına kadar kovalardı.
Bu üzücü olaylarda kimse suçlanamaz.
O zaman da insanlar maşaydı, şimdi de ayrıştırıldık.
Yine kutuplaşıyoruz.
Aslında bir tarafı desteklemiyoruz;
karşımızdakini ikna etmeye çalışıyoruz.
Umarım bir daha çatışmalı günlere dönmeyiz.
1979’u Yaşıyorum
Artık 1979’u yaşıyorum.
Ve bana da Kapalıçarşı’nın yolu görünmeye başladı.
Istakozun gelişmesini tetikleyen ve büyümesini sağlayan şey, yaşadığı rahatsızlık ve strestir.
Düşünen varlık olarak insan, değişirken;
yaşanmışlıklar ile beslenip,
aldığı kararların eylemlerine göre gelişiyor.
Bir düşünün:
Yaşadığınız hangi olaylar sonrasında değiştiniz ve geliştiniz?
Istakozun kabuk değiştirip büyümesi gibi,
yaşayarak öğreniyor ve gelişiyoruz…
Bakalım ben nasıl evrileceğim?
Bu yaşadıklarımdan ne dersler çıkaracağım?
Umarım, bu yaşanmışlıklardan ders çıkaranlar olacaktır.
