İşe Başlama Hayatım

Külçe Altın

Zincir Atölyesi Anıları

Cuma günleri ben de herkes gibi camiye giderdim. Ritüel belliydi:
İçeri girerdim. Yer varsa içeride beklerdim.
Yoksa dışarıda, bahçede, cami yakınında bir yerde kılmaya çalışırdım.
Orası da doluysa, yolda bile namazımı eda ettiğim olurdu.

Ama bir de o “tipler” vardı.
Namazın saati belliydi; bilmeyenler için ezanla duyurulurdu.
Fakat bu tipler o kadar dakikti ki, namaz başlamadan caminin kapısından girer, omuz vura vura ön saflara geçmeye çalışırlardı.

Tek dertleri şuydu:

“Herkes benim camiye geldiğimi görsün.”

Eskiden dükkânların camına şöyle bir not asılırdı:

“CUMAYA GİTTİM, GELECEĞİM.”

Cemaat dağılır, herkes dükkânına dönerdi.
Ama bu adamlar hâlâ ortalıkta yoktu.
Eğer müşteri denk gelirse, üründen önce din satarlardı:

“Kusura bakma, cumadaydım.”

Atölyedeki Ayarsızlık

Daha önce bizim atölyedekilerin işi kasıtlı yapmadığını sanıyordum.
Ama artık fikrim değişti.
Her hafta cumartesi günü aynı yoğunluğu yaşayacağımızı bilmiyor değillerdi.
Ama yine de işleri savsaklıyorlardı.

Mesela:
Bakır üzerine sarılı ürünlerin kaynakları yapılmış, kezzap banyosundan geçmiş, kenarda bekletiliyordu.
Geriye sadece yaldız ve cila kalıyordu.
Yani işin helal kısmı bitmiş sayılıyordu.

Köyden gelip piyasada köşeyi dönenler, zamanla akrabalarını da yanlarına çekince sistem çöktü.
Altının ayarı; saf altınla katkının doğru orantılanmasıyla belirlenir.
Bunu belgelemek için “ayar evleri” vardır.

Eskiden hesap kitap bilen ustaların hata payı çok düşüktü.
Yine de kendilerini kontrol etmek için yaptıkları üründen bir parça kesip ayar evine verirlerdi.

O dönemde 3 sıfırlı teraziler kullanılırdı.
Eczane terazisinden daha hassastı ve sık sık kalibre edilirdi.
Numune sonucu ise bir hafta sonra çıkardı.

Bugün?
Bir saatte net sonuç alıyorsun.
Teraziler şimdi 5 sıfırlı, çok daha hassas.

Eskiden zincir imalatına giren köylüler,
şimdi köylerine 3–4 katlı villalar yaptılar —
ama çoğu piyasadan silinip gitti.

Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top