İlk Motosikletim

Yuvacık

İlk çadır gecesi – Yuvacık

Yer Arayışı

Karaaslan Tesisleri beni içeri almadı.
Sanırım yalnız gelenleri almıyorlar, biraz garipsediler.

Geri dönerken sağda bir tabela gördüm: “Samet’in Yeri.”
Hemen içeri girdim.

“Dostum, kamp yapmaya geldim,” dedim.
“Buyur abi, istediğin yere kur çadırını,” dedi.

Meydan bomboştu. Sağda solda birkaç bahçe masası vardı.
Motoru birinin yanına çektim. Küçük bir mutfak gibi bir alan gördüm.

“Yiyecek var mı?” dedim.
Adam gayet umursamaz bir ifadeyle:
“Bende yiyecek yok,” dedi.

Ulan buraya yemek için geldim, bu ne şimdi?

“E ne yapacağız?” dedim.
“İstersen sipariş veririm, yakındaki restorandan getirirler,” diye ekledi.

Meğer Samet, Getir uygulamasını o zamanlardan keşfetmiş! (!)


Yalnız Sofra

Kiremitte köfte ve salata söyledim. Zaten fazla seçenek yoktu.
Neyse ki çabuk geldi. Tepsiyi verdiler, parasını aldılar, Samet de kayboldu.

Kaldım tek başıma. Tam kafa dinlemelik bir yerdi.

Yerleşirken hava kapanmaya başladı.
İlk dubleyi içtim.
(Sakın keyif yapıyorum sanmayın; havada ay yok, ay kayıp!)

Fenerim ve kafa lambam var ama ışık yetersiz.
Resmen iki elimle yemeğe saldırdım.

Son 10 dakikada iki duble daha içtim ve zifiri karanlıkta kaldım.
Saat kaç bilmiyorum ama yaz günü en geç 21’de hava kararır.

Tepsiyi uzağa bıraktım, tavuk gibi çadıra girdim.
Üç duble yetmez ama uyumama yardım etti.

Gece Yarısı Şaşkınlığı

Birkaç saat sonra kulağıma su sesi gelmeye başladı.
“Yağmur yağıyor,” sandım.

Yalnızım, dışarıdayım; tam bir tavşan uykusu hâlindeyim.

Su sesi tekrar geldi.
“Yağmur hızlandı herhalde,” deyip feneri aldım.

Ayakkabılara baktım — içerideler.
Derin bir “oh” çekip tekrar yattım.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyandığımda ses hâlâ devam ediyordu!
Kafamda deli sorular:

“Sabaha kadar yağmur mu yağdı?”
“Toprak şiştiyse motor devrilmiş midir?”
“Her tarafım çamur olacak mı?”

Çadırın içinde toparlanmaya başladım.
Üstümü giydim, ayakkabılarımı taktım, fermuarı açtım…

Dışarısı güneşli bir yaz sabahı!


Gerçek Ortaya Çıkıyor

“Ben ne yaşadım?” dedim kendi kendime.
WC’ye doğru yürürken gerçek ortaya çıktı:

Kaldığım yer derenin kenarıymış!
Ben de gece boyunca derenin sesini yağmur sanmışım. (!)

(Sakın o klasik geyikleri yapmayın:
“o seste nasıl altına işemedin?” falan…
Bakın tuvalete gidiyorum.)


Sabahın Sessizliği

Madem toparlanmışım, “hadi gideyim” dedim.
Sabah saat 7’de evdeydim.

Bu deneyimden sonra Karaköy’de — sanırım Everest’ti —
Suunto marka bir saat aldım.
Farklı bölgelere göre gün doğumu ve batımı saatlerini gösteriyordu.

Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top