İşe Başlama Hayatım

Malafa

İşe Isınmak Kolaydı

İşletmeye adapte olmak nedense benim için hep kolay oldu.
Önce bizim dükkânın verdiği değil, alternatif bir dolar alanı buldum.

Ürün aldığım, çeşidi bol dükkânları sık kullanmaya başladım.
Arayı iyi kurdum — sonuçta onların malını satıyordum.

Sonra bu dükkânlar bana para vermeye başladı.
Biz buna “hanut” diyorduk.
İş güzel işlemeye başlamıştı.

Amcamın bir sözü vardır, hep aklımda:

“Çalışın, el yemesin, siz yiyin.”

Bu söz hem yerindeydi hem de kamçılayıcıydı.
Ama bir yandan da:

“Ele verir 1000 lira, bana verir 500.”

Bu nasıl bir ironi? Hâlâ çözemedim.

Bahsettiğim “el”, usta olanlar değil.
Benim gibi ya da bir tık üstüm olanlar…

Biz bu tempoyla altı ay geçirdik.
Sonra beni tekrar zincir atölyesine yolladılar.

Güzel…
Sesimiz çıkmıyor ama tam bir işi öğreneceğim derken,
yer değiştirmek zor geldi bana.

“Tamam” deyip hafta sonu haftalığımı aldım ve gittim.
Bir daha da ne aradım ne uğradım.
İş de aramadım zaten.

Aylar sonra beni tekrar mağazaya çağırdılar.
Sessiz sakin başladım.
İşler yine bıraktığımız yerden devam etti.

Bağlantılarımı hâlâ bilmiyorlar.
Ben de seri şekilde çalışıyorum.
Ama bu sefer mal aldığım yerden gelen para yetmiyor;
dükkâna verirken de üstüne koyuyorum.

Kazanç artıyor ama paylaşım hâlâ dert.

Haftalığım sabit.
Kardeşlerimle aynı yerdeyiz; herkes biliyor ne kadar kazandığımı.
Babam ve amcam sürekli görüşüyorlar.

Çok para kazanıyorum ama vazgeçmem de olmuyor,
parayı paylaşamıyorum — çünkü dükkândan bana gelen para belli.

Dediğim gibi:

50 liraya gelen ürünü 80 liraya sat;
10 lira kasaya, 20 lira kumbaraya…

Bu parayı ezmem lazım.

Artık gezmelere başlıyorum.
Ne mahalleden arkadaşım var ne de çarşıdan.
Kız arkadaşlarım oldu — sonuçta kuyumcuyuz ya!

Çocukluğu yavaş yavaş kenara bırakıyorum.
Bira içmeye başladım.
Sigara da tombaladan çıkarsa içiyorum, yoksa pek yok.

“Bu yaşlarda tek takılıyorum, fotoğraf yok — paylaşamıyorum.
Biraz daha büyüyünce paylaşacağım.”

Küçükçiftlik Lunaparkı Parayı ezmenin en marjinal yolu (!) Çocuğum hala 🙂

Sosyal Çevre Genişliyor

Oba Restoran, Köpek Max ve 1980’lerin Gençliği

Sosyal çevrem yavaş yavaş genişliyordu.
Taksim’de Bacanak vardı. Alt katı güzeldi; kimse görmesin diye oraya giderdim.
Beşiktaş’ta Kazan…
Yavaş yavaş açılıyordum.

Kız arkadaşlarım:

“Fırlama – hadi şuraya, hadi buraya…”
Yok demiyordum — çünkü her tarafı öğrenmek istiyordum.

Tabi sonra bu etkinliklerde de yerimi aldım.

O zamanlar ithal ürün yoktu.
Kot yok, Adidas yok.
Amerikan Pazarı’nda vardı ama oradan giyinemiyordum.

Çarşı içindeki arkadaşlarım, turistlerden aldıkları ürünleri getiriyorlardı.
Güzel bir şey bulduklarında bana ayırıyorlardı.
Şeklimiz değişmeye başlamıştı — belki bana öyle geliyordu.

Ayakkabılar:

  • Çemberlitaş’tan Ortaç ve Alaca’dan,
  • Giyim: Çemberlitaş – Darüşşafaka Pasajı,
  • Beyazıt – Marmara Pasajı,
  • Şişli – Kent Pasajı,
  • Ve gözüme takılan her yerden alışverişimi yapıyordum.

Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top