Altın, Güven ve Kırık Dengeler
Fiyat, Güven ve Çevre Kurma Derdi
Müşteri isterse kendi de çarşıya gidip altınlarını bozdurabilir.
Ama benim verdiğim fiyatı bulamaz.
Çünkü bu işte bizim cebimizden para çıkmıyor;
hiçbir ürüne para bağlamamışız, bağlantılarımızdan kazanıyoruz.
Daha yeniyiz, yeni kurulmuşuz.
Bizimle iş yapanların çevresini de bize bağlamamız lazım.
Bu yüzden ilk işlerimizde kâr marjını düşük tutuyorum.
Bir de şöyle bir algı var:
“Bunlar kendi eritmelerini yapıyor, satışlarını da kendileri yapıyor, hiçbir şey için dışarıya para vermiyorlar.”
Yani insanlar bizi çok güçlü sanıyor.
Ama gerçek öyle mi?
Ben amcamın yanında çalışırken,
ufak tefek hurdaları bile hurda toplayıcılarına veriyorduk.
Adam elinde bir kiloya yakın altınla çıkıp gidiyor, ben buna içerleniyordum.
Tamam, “Askere kadar idare edeyim,” diyordum ama…
sonra ne olacaktı?
İçimdeki kavga tam da buydu.

Araba, Takas ve Sahiplik Meselesi
Benim araba hâlâ abimin altında.
Zaten arıza çıkarmaya başlamıştı.
Abimin ehliyeti yok, sürüşü de acemice.
Araba ikinci vitesten atıyordu.
Biri aracı gözüne kestirdi, takas teklif etti.
Ben o sırada abimin yanında çalışıyorum, ama maaşım yok.
Kenarda biraz param var ama arabaya harcamak istemem.
Arabayı gösterdi, “olur” dedim.
Para işini onlar halledecek.
Yeni gelecek araç: Alfa Romeo Sud.
En azından ona yatırım yapmış olacağım.
Param var ama askerlik yaklaşıyor.
Haydi hayırlısı…
Hayat: Yemek, Mekân, Keyif ve Küçük Hesaplar
Benim maaş, yediğim öğle yemeği.
Sosyal hayatım ve eğlencem ise akşamları abimin takıldığı mekânlar.
Benden para ister, götürürüm.
Onunla takılır, sonra dönerim.
İstediği parayı hiçbir zaman tam vermedim.
Verseydim, ben askere gitmeden dükkânı kapatırdı.
Ben gidince de altı ay sonra kapattı.
Yine de keyfime bakardım.
Mahallede dükkâna gelen, gözüme kestirdiğim kızlar olurdu.
Onların tamir için bıraktığı şeyleri alır, yaptırır, çekmecemde saklardım.
Geri geldiklerinde hemen vermezdim.
Gelmek için bir nedenleri olmalıydı.
Kırılan Bir Denge Daha
Sanırım bu tamirler birikmişti dükkânda…
Ben isyan ettiğim bir anda, birkaç gün dükkâna gitmedim.
O sırada abim, gelenlerin takılarını teker teker göstermiş:
“Evet, yapılmış,” deyip hepsini vermiş.
O an, bir şey daha kırıldı içimde.
Çünkü o kızların bir daha gelmesi için hiçbir neden kalmamıştı.
Ne kadar bencilmişim…
Artık askere gidiyorum.
Buraya kadar anlattıklarımın hepsi İstanbul içindeydi.
Hafta sonları Şile, Kilyos…
Ne tatil ne gezi — sadece nefes almaktı.
Bir iki kere sabah gidip akşam dönmeli maçlara gitmiştim.
O da sürü gibi gidilip dönülen, hiçbir etkileşimi olmayan günlerdi.
Yıl 1983 – Temmuz
Nişanlı olarak asker olacağım.
O yıllarda alınan bir kararın, hayatın yönünü nasıl değiştirdiğini hiç düşündün mü?
Yaptığın tercihler kaderini belirler.
Benim için bu hikâye hem özgürlüğün hem de sorumluluğun…
acaba kaçıncı sınavıydı?
Umarım sen böyle bir durumda kalmazsın.
Vereceğin kararda “keşke” demek zorunda olmazsın.
