Mahalle’de Dükkan

Babam iş başında

Dükkan Günleri

Dükkânda benimle ara sıra takılan, zincir atölyesinde de beraber çalıştığımız uzak bir akrabamız var — Metin.
Ben çarşıya giderken onu dükkâna bırakıyorum.
Eğer yoksa da aramıyorum.
O da benim gibi maaş almadan yardımcı oluyor.

Yani karın tokluğuna çalışıyoruz.
Bazı akşamlar da bira içiyoruz; tüm giderler dükkândan.

Benim araba abimin altında.
Kendi gelmediği gibi, işimize yarayacak arabayı da bloke etti.

İhtilal olmuş, mahallede çatışmalar bitmiş, kontrol artık askeriyede.
Biz çarşıda olduğu gibi para akışı hızlanacak diye bekliyoruz.

Biraderi suçlamak için söylemiyorum; kendisi hesap konusunda harikadır, ağzı da laf yapar.
Bu sayede çevreden gelen birçok çarşı müşterimiz vardı.

Tabii market değiliz ki her gün gelsinler.

Ben ise çarşının altını üstüne getiren,
dükkânda olmayan her şeyi bulup tedarik edebilen biriyim — bunu o da bilir.

Dışarıdaki ortamı daha iyi yapabilirdi ama o,
elindekini kaybederek yapmayı tercih etti.
Tabii ki canı sağ olsun, kendi tercihi.

Öz Eleştiri

Babam da aynı şekilde yaşadı ama o,
tek başına hiçbir işe girişemedi.

Yazarken fark ettim ki, yaptığı her işte bir ortağı olmuş —
kahvecilikte bile.

Kahvehaneyi son zamanlarda kendi işletmeye başlamıştı.

Abim tek başına açtı; başarısız olma ihtimali yoktu.
İlk başladığı işte çok fazla para kazandı — mağazada ve bilezik atölyesinde.

Hikâyenin başından beri okuyorsanız,
benim de aynı yolda olduğumu anlamışsınızdır.

Belki haklısınız, belki de aynı yolda değilimdir.
Ama kesinlikle babam ve büyük biraderimle ortak bir noktamız var.

Abim sonra gümüş imalatına başladı
ve işini hiç aksatmadan devam ettirdi.
Başarılı ürünler de yaptı.
Ama bu sefer sistemsel nedenlerle dükkânı kapattı.

O zamanlar yükselme yıllarıydı.
Şimdi büyük kuruluşlar bile kapatıyor;
bizimkiler artık normal sayılır.

sarraf

Altın, Güven ve Kırık Dengeler

Dükkâna bir müşteri geliyor.
Daha önce bizden bilezik, Ata lira gibi parasını koruyacak altınlar almış.
Şimdi elindekileri bozduracak; kamyon ya da ekskavatör alacak.

Yanında, akrabalarından borç aldığı altınlarla birlikte geliyor.
Bu bir-iki bilezik değil; ciddi bir işlem.

Hemen çarşıdan fiyat alıyorum, hesaplıyorum, söylüyorum.
“Olur” derse, iki saat sonra parasını vereceğim.

“Tamam, bozalım,” diyor.
Ama benim dükkânı kapatıp gitmem gerek.
Bu da müşteriyi rahatsız ediyor.

Aslında bize güveniyor;
Ordu Pazarı’ndaki dükkânımıza da gelmişliği var.
Babamı da tanıyorlar.
Ama içinde bir sıkıntı oluşuyor, belli.

Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top