Maviş

Mehmet Maviş kendine münhasır bir esnaftı. Onun gibisini ne duydum ne de gördüm. Kalcılar Han’da asit türevleri satar, ben de Mehmet abinin iki farklı yüzüne şahit olmuştum. İşte anlatacaklarım…

Kalcılar Han’a tekrar döndüğümde genelde kapı önünde oturuyordum. Çünkü atölye hayata geçmemişti, dayım işi bırakıp gitmişti, ben de ortada kalınca kapı önü bana düşmüştü.

Mehmet abinin müşterileri genellikle komşusu olan iki amcamdı. Diğer müşterileri ise handa gümüş işi yapan, çoğunluğu Ermeni olan komşu esnaflardı.

Fatih bölgesinde Küçükpazar, Süleymaniye, Sultanhamam, Sirkeci, Gedikpaşa gibi çarşı çevresinde çok eskiden kalan hanlar vardır. Bu hanlarda yöneticilik yapanlara “odabaşı” denir. Hatta bu isimde Çapa’da “Odabaşı” adında bir semt bile vardır.

Hanlarda odabaşı olan kişiler, bulundukları hanın âdeta valileriydi. Onlardan habersiz handa kuş bile uçmazdı. Vakıflara ya da şahıslara ait dükkânlar onların izni olmadan el değiştiremez, kiracı değiştirilemez, dükkân taşınamazdı. Hatta hamalsız mal bile taşınamazdı. Tabii tüm hamallar da o hana ait olmak zorundaydı.

Bu odabaşılar genellikle illegal tipler olarak bilinse de bazıları kabadayı diye anılırdı, yani yine yasa dışı dünyadan kişilerdi. Sosyalleşme alanları ise bulundukları hanlardı. Birbirlerini ziyaret eder, düğün veya cenazelere katılır, bazen de kumarhanelerde bir araya gelirlerdi.

Amcamların en fazla tüketimleri nitrik asitti (kezzap). Hanın içi, çeşme etrafı mavi varillerle doluydu. Bu variller genelde iki amcama satılmak üzere orada dururdu. Dışarıdan başkasının mal getirmesi mümkün değildi, çünkü Mehmet Maviş’in korkusundan kimse han’a bir şey satamazdı.

Ermeni esnaflara ise saf bakır, sülfürik asit (sac yağı), amonyak ve bazen de bal satardı.

Mehmet abiyle kapıda otururken geçmişten konuşurduk. Ortak noktamız genellikle kumardı. Ben hiç oynamazdım ama o müptelasıydı. Her gece kabadayıların mekânına gider, kumar oynardı. Bana,

“Her akşam benim gelmemi bekliyorlarmış, beni keriz gibi sağıyorlarmış,”

diye anlatırdı.

Onu iyi tanıyanlar da,

“Her gece parayı kaybediyor, açıp defteri tüm borçluların sırtına yazıyor,”

derlerdi.

Amcamın kasasına bakan biraderim bunu bilse de, amcam “boş ver” der, ödemeyi yapardı. Şüphelendiği için gelen varillerin kilosunu kontrol etse de Mehmet abi bildiğini okumaktan şaşmazdı.

“Maviş” lakabıyla tanınırdı. Genellikle kumaş pantolon, ince çizgili gömlek ve Shetland hırka giyerdi. Asit işi yaptığı için en iyi kıyafeti bile delik deşik olurdu. Bu sıradan görünümü nedeniyle birçok yerde terslenmiş, aşağılanmış. İyi bir mağazanın vitrinine bakarken terslendiği için, tezgahtar ile tartışıp dükkanı almaya bile kalmış. Parası boldu, çuvallar ile geldiğine bende şahit olmuştum.

Unutmadan yazayım, Mehmet abi eli açıktı. İsteyene borç para verirdi, tabii karşılıksız değil.

Han’daki esnaflara mal satışı şöyleydi:

Yanında çalışanlara tarttığı bakırları söylenen dükkânlara yollatır, deftere borç yazar, ama 20 kilo gönderse bile deftere 30 kilo yazardı.

Bakırları alan esnaf, önceden aldıklarının üstüne atardı tartmasına gerek yoktu sonuç istenilen para ödenecekti.

Memleketinden bal gelir, aynı sistemle satılırdı. “Acelesi yok, müsait olunca gönderirsiniz,” derdi. Ama esnaflar parayı genelde aynı hafta içinde yollar, sadece Mehmet abinin gelip istemesinden çekindikleri için bu işi hızlıca hallederlerdi.

Her cuma günü kiracıları veya borçlularıyla telefonla konuşurdu. O sırada han sessizleşirdi. Ağzı bozuktu, küfürleri ölçüsüzdü. Biriyle kavga edecekse sandalyenin üzerine çıkar, öyle bağırırdı.

İki oğlu vardı. Büyük olanını çok sevmediğini bilirim, küçük olana ise daha yakındı. Küçük oğlu sorumluluk sahibiydi ama kendine özgü farklı bir güveni vardı.

Bir gün dışarıdan bir esnaf çırağa 200 TL verip amonyak ister. Çırak yanlışlıkla bizim handan alır. Fiyatı 30 TL’dir ama Mehmet abi para üstünü vermez, “Bu en iyisi” deyip yollar. Beş dakika sonra ustası gelir, kavga çıkar. Mehmet abinin sesini duyan esnaf dükkanlarına sığınır, olaya şahit olmamak için. Usta ne kadar delikanlı olsa da arkasına baka baka gider.

Aslında Mehmet abinin paraya ihtiyacı yoktu. Yeşilköy’de oturur, birçok yerde yazlıkları ve hanları vardı. Bazen eve giderken beni görür, elime mutlaka bir paket tutuştururdu. “Abi Taksim’e gidiyorum, taşıyamam,” desem de dinlemezdi. Allah’tan köprü altında takıldığım yerler vardı da kullansınlar diye bırakabiliyordum.

Tüm cenazelere ve düğünlere katılırdı. Han’dan çıkınca adeta başka bir adama dönüşürdü.

Büyük oğlunun eli biraz açıktı, parayı ölçüsüz harcardı. Mehmet abi buna çok bozulurdu. Aile meselelerine girmeyeyim ama farklı, dikkat çeken bir yanı vardı. Büyük oğlu paraya sıkışıp babasından isteyince Mehmet abi hiç duyulmayacak küfürler ederdi. Ama parayı annesi aracılığıyla gönderirdi.

Mehmet abinin annesi uzun süre rahatsızlık yaşamış, eşi ise sabırla ona bakmıştı. Bu yüzden hanımını kırmaya, üzmeye hiç hakkı olmadığını söylerdi. Oğluna isyan etse de eşi araya girince anında geri adım atardı.

Tanıdığım Mehmet Maviş hırslı ve yalnız bir adamdı. Gün boyu handa, ofisinde tek başına oturur, akşam olunca dolmuşla evine dönerdi.

Mehmet Maviş anne acısı, torun acısı ve evlat acısını yaşamış bir insandı.

13 Ağustos 2025 tarihinde hakkın rahmetine kavuştu.

Mekânı cennet olsun.

Mehmet maviş ilanı

Sayfaya Dön

Yorum bırakın

Scroll to Top