Festival Hazırlığı
Taksim’de kovboy çizmesi yapan arkadaşım, Sofistik; Erhan ve Erdal Aydın kardeşlerle bazı bazı beraber fuar ve festivallere gideriz.
Bu festival, Eskişehir Odunpazarı’nda düzenlenen bir motosiklet festivaliydi.
Erhan Günay ise Bursa’da motosiklet ekipmanları satan bir arkadaşımız. Aslında göründüğü gibi değildir; daha da iyi ve güzel bir insandır.
Hafta içi Erhan’ın arabayı yükledik ve festival alanına gittik. Yerimizi bulduk, tezgâhı kurduk.
Bu festivallerden bir beklentimiz yoktu; amaç sadece sosyalleşmek ve eğlenmekti.
İstanbul tarafına gelemeyen arkadaşlarla buluşmak, masrafı çıkaracak kadar ürün satmak, kazanılan para ile de sepetlerimize anı doldurmak…
Hepsi bu.

Erhan Aydın, Erdoğan Şahin, Erhan Günay
Bir Festival Hikayesi
Bu festivalde yaşadığım bir hikâyemi anlatayım.
Ortam oldukça sakindi, çok kalabalık yoktu.
Ama bir ara, sanki millet cumadan çıkmış da çarşıda mağazalara göz atıyormuş gibi bir hareketlilik başladı.
Benim bulunduğum stand—ya da tezgâh diyelim—bir adam geldi.
Adamın giyimi temiz, ürünleri kaliteli ama çok uyumsuzdu.
Renk ve uyuma dikkat etmemişti ya da bunları çoktan aşmıştı.
Tezgâha bakıyor, bir şeyler almak istiyor ama karar veremiyordu.
Ben de laf attım:
“Kendinize mi baktınız, hediyelik mi alacaksınız?”
Bizim sattıklarımız bu adama hiç uymazdı ama hiç.
“Oğluma alabilirim,” dedi.
“Kaç yaşında, ne giyer, zevkleri nelerdir?” diye sordum; bir taraftan da yönlendirmeye çalışıyordum.
Ama anlattıklarından anladım ki oğlu da kendi gibiydi. Bizim tezgâhtan ona bir şey çıkmazdı, bunu da açık açık söyledim.
24 yaşlarındaki oğluna kurukafa tarzı takı veya giyim gibi şeyleri önermem ve yapmadım da zaten.
Kendisine elektronik bir şeyler almasını tavsiye ettim.

İkinci Gün
Bu arkadaş ertesi gün tekrar geldi.
Üstünü değiştirmişti ama yine aynı uyumsuzluk vardı.
Dünden tanışıklığımız olduğundan, samimi bir şekilde:
“Siz düzgün birisiniz, dün bana bir şey satmaya çalışmadınız,” dedi.
Ben de güldüm:
“Oğlunuzun beğenmeyeceği, kullanmayacağı bir şeyi size neden önereyim? Sonra bana küfür ederdi.”
“Estağfurullah,” dedi ve konuya girdi:
“Benim Afyonkarahisar’da evim var.”

Erhan Günay, Erhan Aydın, Erdoğan Şahin
Teklif
Aklımdan “Bu adam gey galiba; niyeti de belli” diye geçirdim ama ses etmeden sohbetin sonunu bekledim.
“Ben Hollanda’da yaşıyorum, senede birkaç kere gelip gidiyorum. Evim iki katlı, müstakil,” dedi.
Aklıma hemen, ‘Ulan bu adam burada tezgâh başında durduğumuzdan anladı, bok gibi paramız olduğunu sanıyor herhalde; evi bana satmanın peşinde’ diye geldi.
Ama hâlâ kafamda bir yere oturtamamıştım.
“Anladım, sizin burada ne işiniz var peki?” dedim; sonuçta evi Afyonkarahisar’da.
Adam devam etti:
“Senede bir iki kere geldiğimde, tüm komşular, akrabalar geliyor. Herkesin bir isteği, bir ihtiyacı varmış. Ben de bıktım.
Evimi satmak istemiyorum, satsam da harcadığım parayı geri alamam.”
Sonra teklifini yaptı:
“Bir katı sana versem, sen kalsan. Evde hep birilerinin olduğundan, ben gelince de gelmeye çekinirler veya anlamazlar. Kira istemiyorum; tüm eşyalarım da var.”
Kendisine telefondaki Samsun’daki inşaatı devam eden evin fotoğrafını gösterdim:
“Buraya bile gitmiyorum. Afyon’da ne tanıdığım var ne de bir bağım,” dedim.
Konuyu kapattım. Adam teşekkür etti, gitti.
Ama kafamda bir sürü “acaba” oluştu. Acaba niyeti neydi?
Sorsam, konu uzayacaktı.
Durduk yere uzun muhabbet de çekilmezdi — eğlenmek varken.
Bunu arkadaşlara anlattım mı, hatırlamıyorum.
Unutmazsam bir sohbette sorarım.
