Motosiklet

Hafta Sonu Rotaları ve Yol Arkadaşlığı Kriterleri

Grup içinden haberleştiğimiz dostlarla neredeyse her hafta sonu İstanbul’un yakın çevresine geziler yapardık: Kocaeli, Garipçe, Anadolu ve Rumeli Kavağı, Şile, Ağva, Tekirdağ, Edirne Erikli, Saroz, Uçmakdere, İpsala, Karamürsel, İznik… Gezilecek yer bol, rotalar heyecanlıydı.

Benim geziye katılım şartlarım nettir:

  • Gelen motorların hız ortalaması birbirine yakın olmalı,
  • Sürücüler zorlanmadan aynı seviyede gidebilmeli,
  • Evraklar eksiksiz, depo dolu olmalı.
İstanbul-riders

Neden mi?

Çünkü hafta sonu kısa, zaman sınırlı ve amacımız keyif almak. Yolculukta kaza da olabilir, arıza da çıkar — bunlar sorun değil, birlikte çözeriz. Ama bir arkadaşın ruhsatı eksik diye motoru trafikte bağlanırsa, geride kalana devam etmek etik olmaz.

Hep birlikte geri dönmek de aynı derecede tatsız olur. Böyle durumlara hiç düşmeyelim, en iyisi hazırlıklı yola çıkmak.


İstanbul Riders’la Hatırlanası Geziler

İstanbul Riders’la birlikte birçok geziye katıldım. Bazılarını unutmak mümkün değil:

  • Bilecik Pazaryeri – EMOK Festivali
  • Bodrum tatilim (tek ben motorla gittiğim)
  • Erikli etkinliği
  • Rock’n Coke İstanbul Park
  • Bilgi Üniversitesi Festivalleri
  • İpsala – Yılmaz Bayraktar’ın davetiyle katıldığımız özel etkinlik

Her biri ayrı bir hikâye… Ama Erikli gezisi apayrı bir macera.


İstanbul-riders

Erikli Macerası – Yolu Şaşıran Ben, Kapanmayan Sohbetler

Erikliye cumartesi günü geç çıkabildim. Aslında Tekirdağ’dan sapmam gerekiyordu ama ben dümdüz gittim; sapak gözümden kaçmış. Edirne girişinde birine sordum:

“Sen bayağı ters gelmişsin,” dedi.

Cidden öyleymiş… Tarif üzerine dünya kadar yolu geri dönmek zorunda kaldım. Nihayet sağ salim ulaştım ama bizimkiler çoktan açılmış, parlamış, keyiflenmişti. Ben de kendi kendime:

İstanbul-riders

“Bu kafaya nasıl ulaşacağım şimdi?”

diye düşündüm. Sohbete sonradan katıldım. Sahilde ateş yakılmış, herkesin yüzü gülüyor, keyifler yerinde. Yavaş yavaş çadırlara çekilmeye başladılar. Birkaç kişi kaldık. Ateş sönmesin diye odun aramaya çıktık. Yanıma iki arkadaşımı daha aldım — ikisi de kadındı.

Çevrede odun bulmak imkânsızdı, ama biraz ileride inşaat hâlinde bir yapı vardı; sökülmüş kapı kasalarını görünce değerlendirmeye karar verdik. Aldık birkaçını, taşıyoruz. Arkadaşlarım:

“Erdoğan yazık değil mi, bunları yakacağız şimdi?”

diyor ama elleriyle taşıyorlar. Bir yandan da gülme krizine girdik; kiminin gözünden yaş geliyor gülmekten. Allah’tan o kapıları getirmişiz; ateş sönmedi! Çünkü gece başta “Biz çadırda yatarız,” diyen yağız Anadolu delikanlıları, donmaya başlayınca ateşin etrafına kıvrıldılar. Soğuk o kadar keskin ki, çeneleri birbirine çarpıyor, kontrol bile edemiyorlar.

Ama sonuç? Güldük, ısındık, dost olduk. İşte motor yolculuklarının ruhu bu: biraz soğuk, biraz macera, bolca kahkaha ve samimiyet.

Kendime Ait Bir Grup Arayışı

İstanbul Riders’daki gezilere genelde kafilenin arkasında katıldım ya da 2-3 arkadaşla yola çıktım. Artık gerçekten ait olabileceğim bir grup arayışına girmiştim.

Bir arkadaşımın davetiyle Fenerbahçe Belvü’deki Custom Riders toplantısına katıldım. Başkan geldi ve şöyle dedi:

“Bırakıp gidecek bir arkadaş daha mı geldi?”

Başkanı on dakika içinde haklı çıkarmıştım, ilk izlenimim bu topluluk olmazdı.

Kısa süre sonra bu gruptan ayrılan arkadaşlar kendi kulüplerini kurmuştu: Cruiser Riders Club. Davet üzerine onlarla tanıştım ve bu yeni ekibe katıldım. Artık “sürü” değil, yol arkadaşlığı kavramını kullanıyordum.


Erkil

Yelek Giyince Her Şey Değişir

Sürüş kurallarına uyacaksın. Gerekirse her kulübe selam bile vermeyeceksin.

Motosiklet dünyasında kulüplerin kendi düzenleri vardır; MC (Motorcycle Club) ve RC (Riders Club) olarak ikiye ayrılır.

  • MC kulüplerde ciddi hiyerarşi vardır; motor sahibi olmak rütbe kazandırmaz. Sadakat, belli aşamalar ve sınavlar gerekir.
  • RC kulüpler, bizim gibi Riders Club’lar ise daha esnek; yaşça büyük olanlara duyulan saygı dışında hiyerarşi yoktur.

Sade deri montla yollardaydım ama artık tarafımı belli etmem gerekiyordu. Giydiğim yelek sadece bir kıyafet değil; bir duruş, bir yol seçimi.


Türkiye’de Chopper Süren Büyük Çocuklar

Bugün Türkiye’de chopper süren çoğu insan, gençliğinde yapamadığı hayallerini gerçekleştiriyor.
Babam izin vermez, toplum izin vermez, çocuklar var derken bastırılmış bir hayal… Ama bir gün motorun üstünde özgürlüğe çıkıyorsun.

Bu, “İstanbul’u bırakıp gidememe” bahanesi gibi değil; kendini yeniden bulma yolculuğudur.


Yol Arkadaşlığı ve Sürüş Disiplini

Toplantılarımız haftalık olur; ülkeyi kurtarmak için değil, yeri belirlemek ve buluşmak için. Yemek yer, sohbet eder, ardından toplu sürüşe çıkarız.

Sürüş kuralları nettir:

  • En önde yol kaptanı olur.
  • İkinci sırada grubun en yavaş veya en acemi sürücüsü bulunur.
  • Diğerlerinin yerleri bir önceki haftadaki gibidir.
  • En arkada artçı olur; kaptanın sinyaline göre trafiği yönlendirir.

Cruiser Riders Kulübü ve Kırkpınar Kampı

Grubumuz oldukça renkliydi; iki aktif pilot, Bebek Oteli müdürü, dalış eğitmeni, makine mühendisi, animasyon firması sahibi, kuyumcu, pırlantacı, profesyonel fotoğrafçı…

Hiyerarşi yoktu; motorun büyüklüğü ya da meslek fark yaratmazdı. Katılmayan zamanla doğal olarak grupta yer bulamazdı.

Cruiser grupları genelde 5-6 motorla gezmeyi tercih eder. Biz genelde İstanbul içi veya yakın bölgelere günübirlik sürüşler yapardık. Kastro, Sapanca Kırkpınar Havaalanı kampı ve Batı Karadeniz turu bunlardan bazılarıydı.

Hazırlık ve Planlama

Kırkpınar Kampı

Grupta bir duyuru yapıldı:

“Katılacaklar isimlerini yazsın, giderken alışveriş yapılacak. Hareket saati, dönüş saati belli; herkes kendi planını yapsın.”

Adımı yazdım ama geç katılacağımı belirttim. Cumartesi malum, altını eritip çıkmam gerekiyordu. Motorum Çemberlitaş Meydanı’nda dolu şekilde beni bekliyordu.


Yağmurla Başlayan Yolculuk

Yolculuğum yine yağmurla başladı. Artık yağmursuz yola çıkmayacak kadar alışmıştık birbirimize.
Tepemdeki yağmur bulutları eşliğinde Sapanca’ya doğru gidiyordum. Geç kalacağımı söylemiştim ama cumartesi trafiği ve Shadow yüzünden yol biraz daha uzamıştı.

Arkadaşlarım yemeklerini çoktan yemiş, ama benim payımı ayırmışlardı. Büyük bir çadır kurulmuş, altında mangal yakılmış ve masa açılmıştı. Ben gelene kadar yağmurdan korunmak için herkes çadırın altına toplanmış, sohbete devam ediyordu.


Kırkpınar - Sapanca

Yağmurla Geliş

Aynı gün, Volkswagen grubu da aynı alanı paylaşmak üzere gelmişti. Önce altlarına tahta koymuş, yağmurun hafiflemesini beklerken vakit geçiriyorlardı.

Başkan benim için ızgaraya et atmıştı; yemek yerken bir duble “hoş geldin” rakısı da ikram edildi. Yağmur diner gibi olunca motorun üzerinden çadırımı indirip kurmaya başladım.

Yeni çadırımdı; öncekinden ders almıştım, bu sefer kaliteli bir model tercih etmiştim. Yıl 2025, hâlâ duruyor (tabii çürümediyse).

Karnı doymuş, içkisini yudumlayan arkadaşlar çadırı merak etti. Fiyatını sordular, söyledim. Rahmetli Önder Kaptan hemen takıldı:

“Arsayla mı aldın?”
Ben de gülerek,
“Rakı işe yaramıyor galiba, benimle mi kafa yapıyorsun?”
dedim. O da kahkahayı bastı.


Gece Eğlencesi

Yağmur dindiğinde VW grubunun tarafında müzik sesleri yükselmeye başladı. Bodrum’da yaşayan İlker ve kız arkadaşıyla birlikte oraya gittim.

Ortam oldukça keyifliydi; İlker ve arkadaşı roman havası dahil her müzikte oynuyordu. Bu neşe diğer kampçıların da hoşuna gitti. İçki ikram edildi; doğum günü kutlayan birinden pasta bile paylaştılar.

Ben elimde fenerle geceyi aydınlatmayı görev edinmiştim; dans etme yeteneğim yoktu ama o gece bizim de onların anılarına girdiğimizden eminim.

Kırkpınar - Sapanca

Sabah ve Dönüş

Eğlence bittikten sonra herkes çadırına çekildi. Sabaha kadar deliksiz bir uyku uyudum.

Sabah ihtiyaç için çadırdan çıktım; etrafa bakmaya fırsat kalmadan arkadaşlarımdan biri sordu:

“Sen ıslanmadın mı?”
“Yok, ne oldu?” dedim.

Büyük çadırın altına baktım; bazı arkadaşlar altlarında tahta olmasına rağmen su içinde kalmış, geceyi uyumadan geçirmişlerdi. İstemeden de olsa güldüm. Rahmetli Önder Kaptan da hemen:

“Son gülen iyi güler!”
dedi.

Ardından çadırın markası soruldu. Bir daha beraber kamp yapmadığımız için kimlerin o çadırdan aldığını hiç öğrenemedim.

Kahvaltı yapıldı ve öğlen toplu sürüşle İstanbul’a dönüş başladı.

Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top