Mahallede Büyüyen Çocuk ve Sınırların Ötesi
Rüşvet vermeden bir şey yapmayacaksın.
Ve… fazlasını da kendine saklamayı bileceksin.
Okuma yazma konusunda o yaşlarda çok yetersizdim. Aldığım kitapların yazılarını bile doğru düzgün okumuyordum. “Nasılsa anlıyorum,” diye düşünmüştüm.
Kızılderilileri bile “kızıl dereli” diye okurdum. Bu bile bende bir aydınlanma yaratmadı.
Mahallede, sokakta ne oyun varsa oynardık: çelik çomaktan bilyeli arabaya kadar…
Ağabeylerim uçurtma yapar, satarlardı. Ben yapamazdım; yapsam da uçmazdı. Ama sokakta büyüyorduk. Genelde koşmalı oyunlar oynardık, mahalleyi birkaç kez turlardık.
Mahallemiz yokuştu. Her taraf gecekonduydu.
Yokuşun bittiği yerlerde iki dere vardı. Bu dereler, mahallemizin sınırlarını çiziyordu.
Diğer tarafta mezarlık, bir başka tarafta ise Sanayi Mahallesi ile ortak bir cadde. Caddenin bir yanı onlara, diğer yanı bize aitti.
“Ben sınırları aşmayı Tom ve Suzi veya Rudi ile zorluyormuşum.”
Ebeden kaçarken sınırı geçerdim.
Derelerden birinin adı Barbaros Deresi, diğerinin ise Keçi Deresi’ydi.
Keçi Deresi’nin karşısında Gültepe ve Çeliktepe; daha aşağısında Yahya Kemal Mahallesi… Onun eteklerinde ise Roman vatandaşların yaşadığı barakalardan oluşan bir bölge vardı. Önlerinde toprak bir top sahası…
Barbaros Deresi’nin karşısı çöplüktü. Her gün atık dökülür, dumanlar yükselirdi ama alev gözükmezdi. İçten içe yanardı.
Alt tarafında askerlerin nöbet tuttuğu küçük depolar vardı. Biz oraya “askerî bölge” diyorduk. Meğer orası bir maden ocağının dinamit deposuymuş.
Bir keresinde orada yangın başladı ve mahalleli tarlaları geçip yangını söndürmek için çaba sarf etti, bina olmadığı için görüntü net bizim mahalleden izleniyordu.
Yangın iyice sönmeye yakın arkadaşlarım ile bende gittim başka türlü o bölgeye girme şansımız olmazdı orası bir maden ocağının dinamit deposuymuş. Bizse, o askerlerin kendi deposu sanıyorduk.

Mahallemiz Gelişmeye Başlıyor
Her iki derenin sağı solu ekili tarlaydı. Mahalle kurulmadan önce o tarlalardan pazarlara mal çıkardı. Ama evler yavaş yavaş onların arazilerine kadar dayandı.
Asıl büyük tehlike bizdik. Çekirge sürüsü gibi tarlaya dalardık. Kişi başı 3–4 domates yer, sonra da kovalanırdık.
Bugün bile aklım almaz:
Bir semt yağmalanırken, o tarlaların sahipleri neden oradan gitmek zorunda kaldı?
Roman vatandaşlar, bizden çok daha önce oradayken, neden sonra onlar da sürüldü?
Sonra onların yaşadığı yerlere koca binalar dikildi. Ama içinde tek bir Roman yoktu.
Mahallenin Sınırları ve Yazıhanenin Hikâyesi
Mahallemizin sokak isimleri bir garipti.
Hepsi A harfiyle başlardı: Keçi Deresi, Barbaros Deresi, Zafer Caddesi. Bu isimler mahallemizin sınırları.
Zafer caddesi Sanayi mahallesi ile olan sınır Armağan sokak mezarlık sınırımız, diğer iki derede bizim mahalleden önce isimlendirilmiş sınırlar.
Mezarlığın olduğu dik yokuşun adı Armağan Sokak’tı.
Bana sorsalardı, “Ağlayan Sokak” derdim.
