Takı Dükkanı

Çanakkale'ye gidiş

Hayallerinin Peşinden Gitmek

Hafta sonları Tekirdağ, Edirne, Çanakkale gibi illeri gezmeye başladım.
İlçelerden çok şehir merkezlerine odaklanıyordum.

Tekirdağ merkezde beğendiğim yerin kirası uçuk çıktı, hemen vazgeçtim.
Çanakkale’yi araştırdım hem sevdim hem potansiyel gördüm ama uygun dükkân bulamadım.
Birkaç esnafa haber bıraktım.

Her yıl on iki bin yeni öğrencinin geldiği söyleniyordu.
Zaten yerli turist de çok. İstanbul’a göre kira da düşük.
“İşler toparlanana kadar idare eder,” dedim kendi kendime.


Gerçeklerle Yüzleşmek

Hesap basitti:

12 bin öğrencinin %10’u bile 50 liralık ürün alsa, yıllık kira zaten çıkıyordu.

Ama sonra gerçeklerle yüzleştim.

Öğrenci geliyordu ama bana değil.

Gelen emekliler gurbetçi… Yani alıştığımız tespih müşterisi değil.

Mahkeme ve hastane gibi kurumlar şehir merkezinin dışında.
İlçelerden gelenler, merkeze hiç uğramadan geri dönüyor.
Otobüsler onları alıp direkt kuruma götürüyor, akşam da geri getiriyor.

Bu sefer İstanbul’daki gibi parasızım ama en azından fazla mal almadım, büyük ödemelerim yok.
Azla idare ediyorum.

çanakkale dükkan
Kehribar-market-çanakkale.jpg2
Kehribar-market-çanakkale

Sağlıkla Gelen Darbe

Çanakkale’ye taşınmadan hemen önce bel fıtığı çıktı başıma.
Lanet bir hastalık.
Güneşlide ki Aksa Hastanesi’ne gittim, tomografi istedi.
Bahçelievler’de çektirdim. Fizik tedavi ve iğne yazıldı ama geçmedi.
Ne gündüz yürüyebiliyorum ne gece uyuyabiliyorum.

Hacamat dediler, koşa koşa gittim.
Manuel terapi dediler, ona da…

Bu arada biraderimin eşi vefat etti.
Ben acı içindeyken biraderim bana bir beyin cerrahının numarasını verdi.
Gittim, muayene etti ve “Acil ameliyat,” dedi.
Ertesi gün ameliyat oldum.

Özel hastaneydi.
Dükkân için ayırdığım paranın bir kısmı da oraya gitti.
Bir kısmını da borç aldım.


Pandemi ve Durağanlık

Ameliyat sonrası ikinci gün…

Çanakkale’den telefon geldi, aynalı çarşıya yakın bir dükkân boşalmış, İnönü caddesi üzerinde acil gitmem gerektiğini söylüyorlar.
Cebimde para yok ama dükkânı tutmam gerekiyor.
Arabaya atladım, bastım Çanakkale’ye. Dr dinlen demişti aslında.

Ama pandemi burada işleri tamamen bitirdi.
Zaten yavaş olan tempo, tam anlamıyla durdu.

Benim kriterim belliydi. Çanakkale’de üç tane iyi iş yapan esnaf vardı: Kale Elektrik, peynir helvası yapan Kadir Usta ve tam karşımızdaki Ekremoğlu Peynircilik.

Kale Elektrik proje bazlı da çalıştığı için, ürün çeşitliliğiyle sektörünün büyüğüydü.

Peynir helvacısı Kadir ise yine Çanakkale’nin en popüler peynir helvacısıydı. Onun müşteri portföyü de yoldan İzmir veya İstanbul tarafına gidenlerin bile durup peynir helvası aldığı bir yerdi. Bu nedenle onun müşteri yoğunluğu gerçek piyasayı tam olarak yansıtmazdı.

Tam karşımda olan Ekremoğlu Peynircilik ise hem Çanakkale bölgesi pazarlarında yer alıyordu hem de şehir içinde mağazaları vardı. Genelde kapıda sıra olmadığı zamanlarda içeride 1–2 müşteri olurdu, ama çoğu zaman kapıda kuyruğu olan bir dükkândı. İçeride ise çalışan sayısı sürekli 4 kişi, bazen de 5 kişiye çıkıyordu.

Pandemiden önce bu dükkânın önündeki kuyruklar bitmişti ve artık 4 çalışanın da kapı önünde çay içtiğini görebiliyorduk. Çarşı içinde ellerinde alışveriş poşeti olanların sayısı ise yok denecek kadar azdı.


Üç Duraklı Bir Hikâye

  • Çemberlitaş: Web sitesiyle başladığım, dijital dünyada müşteri bulmaya çalıştığım dönem.
  • Güneşli: Raf raf ürün dizdiğim, çantacılarla çalıştığım ama para kazanamadığım fiziksel mağaza.
  • Çanakkale: Hayallerle geldiğim, gerçeklerle çarpıştığım ve sağlıkla mücadele ettiğim bir dönem.

Şimdi Ne Olacak?

Bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum.
Ama artık biliyorum ki, bir iş fikri sadece ürünle, çaba ile, çeşitlilikle yürümüyor.
Doğru yerde, doğru zamanda, doğru stratejiyle desteklenmesi gerekiyor.

Ama yine de şunu söyleyebilirim:

Ben pes etmedim.
Denemeye devam ediyorum.
Ve bu satırları okuyan bir kişi bile “Benzer şeyleri yaşıyorum,” diyorsa, belki de yalnız değilimdir.

Şimdi, bu hikâyenin içini doldurma zamanı.

Devamını oku

Yorum bırakın

Scroll to Top