Aşk’mı?
İkinci ben
Ben çizgi roman okurken — ya da çoğu zaman sadece resimlerine bakarken — hep bir şeyi fark ederdim: Bu kahramanlar hiç tuvalete gitmezdi. Karşı cinsle ilişkilerdeyse hep utangaç, hep mahcuptular. “İşte bendeki diğer ben.”
50’li yaşlarımda âşık olmayı da başardım. Derler ki insanlar mutlu olduklarında şarkıların melodisini, hüzünlü olduklarında ise sözlerini dinlermiş. Ben sözlerde boğuldum.
Yanlış insana âşık olmak da varmış kaderimde — ama karşı tarafın haberi bile yoktu. Sonradan okudum, dinledim… Aşk neymiş anlamaya çalıştım.
Âşık olmak; kendinden vermekmiş. Karşı tarafın haberi bile olmadan onunla ilgili hayaller kurmakmış. Olmayacak şeyleri planlamak, sessizce umut etmekmiş.
Kendini ve yaşadıklarını güzel anlatan insanlar “Âşık olmak, sevdiğinin kapısında köpek olmaktır,” der. Öyle kalpte kelebekler uçması falan değil. Gerçekten ciddi ciddi delilikler yaptırır insana. Sonunu düşünmeden hatalar yaptırır. Ya da Mecnun gibi çöllere düşürür.
Biz, onun aşkına kavuşmak için çöllerde dolaştığını sanırdık; ama belki de aşkından kaçıyordu. Ben de öyle yaptım.
Âşık olduğumda kaçtım. Uzaklaştım. Unuturum sandım. Ama öyle olmuyormuş. Aklından hiç çıkmıyor. Yanında gibi… Zamanla, onun kendisine bile ihtiyacın kalmıyor. “Yeter ki o mutlu olsun,” diyorsun.

Ben de çözümü böyle buldum. Benden önce nasıl yaşıyorsa öyle devam etsin. Gönlü nasıl istiyorsa öyle yaşasın. Benden haberi bile olmasın. Zaten olsa ne değişir?
Aslında isterdim… 90 yaşımıza geldiğimizde yan yana oturmak, birlikte sıkılmadan sohbet edebilmek. Ama bu karşılıklı bir istekle olur. Kendi bencilliğim için böyle bir şeyi nasıl isteyebilirim? Belki onun da hayalini kurduğu başka bir ihtiyarı vardır. Nereden bilebilirim?

“Ona sor,” demek kolay. Ama ben tüm gemilerimi yakabilirken ona “Geçmişine sünger çek,” diyemem. O geçmişte, onun kendi yükleri, kendi sorumlulukları var. Benim bu boktan aşkım için, onun düzenini yıkmayı ne teklif ederim… ne de aklıma getiririm.
Evet, âşık oldum. Ve evet, iyi bok yedim. Ama şimdi o yükü de tek başıma taşırım. Çünkü öğrendim ki…
Âşık olmak vermekmiş. Her şeyini: alışkanlıklarını, mutluluklarını, yaşadığın yerleri, düzeni, seni sen yapan ne varsa… Ama en önemlisi de…
Sevdiğin kişiyi, senden gitmesine izin verecek kadar sevmekmiş.
“Bu yazı, başka hiçbir yerde anlatamadığım bir duygunun kelimelere dökülmüş halidir. Ne ilham alınmış ne de kurgulanmıştır. Bu, benim ikinci benimdir.”
