“Bu yazı aslında bir önceki sayfayı saklamak için sona eklendi”
“Mucitlikle Uğraşıyor” – Ne Demek?
Geçtiğimiz günlerde tanıdık, benden yaşça büyük bir arkadaşımız, akrabalarımdan birine “Erdoğan ne yapıyor?” diye sormuş. Aldığı cevap şu olmuş:
“Mucitlikle uğraşıyor.”
Bu cümleyle birlikte beni arayıp aynı şekilde, “Mucitlikle uğraşmaya devam mı?” diye sordu.
Açık konuşayım, bu yaklaşım beni üzdü. Mucitlik kötü bir şey değil, tam aksine! Keşke gerçekten tam anlamıyla yapabilsem. Ama bir ampul bile değiştiremeyen insanların, bir üretme çabasını küçümsemesi gerçekten düşündürücü.
Asıl üzüldüğüm nokta ise yaptığım işi aşağılamaları ama bir yandan da ne yaptığımı hiç merak etmemeleri.
Sormuyorlar:
“Neredesin?”
“Ne yapıyorsun?”
“İyi misin, bir şeye ihtiyacın var mı?”
Bu beklenti maddi olarak değil, uğraştığım işle ilgili. Örnek olarak, başka bir yerde gördüm; “Burası daha farklıydı” demek bile, yaptığım çalışmayı fark etmiş olduğunu belli eder.
Belki de farklı bir eleştiri getirebilir; yanlışımı söyler veya takdir eder. Bu blog sayfamı ve piyasaya sürdüğüm 10 otobiyografi e-kitabıma alacağım farklı yorumlar beni ben yapacaktır.
İkinci baskılarda daha iyi olacağına inanıyorum.
Ama dışarıdan duydukları kadarıyla yorum yapıp küçümseyici bir tonla “mucitlikle uğraşıyor” diyebiliyorlar.
Aslında ben onlar adına üzülüyorum. Çünkü bilmeden yargılamak, en kolay ama en sığ yoldur.




Sesli düşünür gibi yazacağım, çünkü bu kırgınlıkların kökü biraz da çocukluk yıllarıma uzanıyor.
Biz beş kardeşiz: Dört erkek, en küçük de kız kardeşimiz. Ben ilkokul 1’e başladığımda, büyük abilerimden biri orta 2’ye, diğeri orta sona gidiyordu.
Onlar okulu bitirir bitirmez, vakit kaybetmeden Kapalıçarşı’da amcamın yanında çalışmaya başladılar. Ben ise küçükken daha çok kahvecilik, yazıhane işleri, otobüsle mal taşıma gibi işlerde koşturuyordum.
Herkes çalışıyor, çabalıyordu. Fakat dikkatimi çeken bir şey vardı: Hiçbir abim bana “Sen de bizim kardeşimizsin, ara sıra harçlık verelim” demedi. Bir “Gel bakayım kardeşim, işin gücün nasıl gidiyor?” diyen olmadı.
Ben de doğal olarak küçük kardeşlerime aynı yaklaşımı göstermedim. Zaten benim büyüğüm onlarla ilgileniyordu.
Kız kardeşimin eğitimine ise abimin ciddi katkısı oldu, onu da inkâr edemem.
Ama genel olarak bizim evde herkes dik başlıydı. Babam daha sessiz ama bildiğini okuyan, anne, kardeş…
Herkes kendi doğrusunu bilirdi, kimse kimseyi dinlemezdi. Ben de onlardan biriydim elbette.
O yüzden, bu insanların benim ailem olduğundan eminim. Çünkü bu “karakterli yalnızlık” hepimize işlemiş.
Ama bu yazdıklarım bir kenarda durmalı. Günü geldiğinde, zamanı geldiğinde her şeyi yerli yerine koyarak paylaşmak istiyorum.
Şu an “laf lafı açtı” ve içimi dökmek istedim.
Bakalım bu satırlar zamanla nasıl şekillenecek…
28.07.2025 — Tüm yazıları bu tarihte sıraladım ve hepsini okumaya ve yorumlara açtım.
17 kategori altında 139 sayfa oldu. Bu sayfaların detaylı yazıları bağlantılarda okumak isteyenler sıkılmasın diye böyle bir yol izledim.
Dün gece yazdığım metin — özellikle ailemle ilgili olan kısım — beni fark etmeden derinden etkiledi galiba.
Rüyama girdi.
Ama bu sıradan bir rüya değildi, unutulmayacak türden…

Babam ve Bodrum Katı
Rüyada kendimi, bizim ilk kahvehanemizde buldum. Yarı bodrum bir yerdi. Babam hayattaydı ama daha genç, daha dinçti.
Şimdi malzemelerimi tuttuğum, “Alev Kapanı” için montaj atölyesi olarak kullandığım bu mekân, annemin adına olduğu için kira da vermiyorum. Rüyada da aynı şekliyle karşımdaydı.
Babam bana küçük zarflar uzattı:
“Bunları al, diğerlerine ver,” dedi.
Zarflardan birini açtım. Üzerinde şu yazıyordu:
“Bu senin kira borcun: 4.950 TL.”
Uyandığımda bir süre gerçek mi, rüya mı ayırt edemedim.
Eski Bir Kâbus ve Kanlı Takım Elbiseler
Bu rüya beni eskilere götürdü.
Yıllar önce, evlendiğim zamanlarda gördüğüm bir başka kâbusu hatırladım.
Yine bu dükkân… Yine aynı yer… Ama bambaşka bir senaryo.
80 metrekarelik bu küçücük dükkânda 4-5 kişi öldürülmüştü.
Kanlar içindeydiler.
Üzerlerinde takım elbiseler ve kravatlar vardı.
Hepsi Sicilya mafyası tipinde adamlardı.
Rüyada olan buydu, ama uyanınca tek düşündüğüm şuydu:
Bu hikâyenin başlama ve bitiş noktası burası mı olacak?
Sığınak mı? Son Durak mı?
Bu dükkânın ikinci katında şu an oğlum ailesiyle yaşıyor. Ben ise alt katı — bu eski kahvehaneyi — sanki her an yeniden bir iş kuracakmışım gibi hazır tutuyorum.
Gerçek şu ki…
Kiralar böyle devam ederse, bu yer bu sefer yaşamak için bir sığınak olabilir.
Bazen insan, mülk sahibi olmaktan çok bir köşeye tutunmayı hayal eder.
Belki de bu rüyalar, benim zihnimin bana gösterdiği başka bir harita.
Geçmişin izleriyle bugünü yoğururken, geleceği nerede inşa edeceğime dair gizli bir not.
01.08.2025 — Bu tarih milat olsun.
Bu hatıralarımı çok üstü kapalı yazdığımı biliyorum. Her kategori içinde çok farklı anılar barındırıyor. Bunların hepsini yazarken hatırlamam mümkün değil ama kahkaha ile güldüklerim de var; içime içime ağladıklarım da… Bunlar ortaya çıktıkça not alacağım ve okuyuculardan gelen soru veya yorumlarla birleştirip yine paylaşacağım.
Kendime ait tüm anıları, tüm gerçekliğiyle paylaşacağım; içinde ikinci ve üçüncü kişileri yine üstü kapalı geçmek şartıyla. Vereceğiniz cesaret sizden bir şey kaybettirmez; benim anılarımı hatırlamaya yardım eder.
Sonraki gelişinizde tıkladığınızda, umarım o eksik kalan parçalara cesaret etmiş biriyle karşılaşırsınız.
