Mercan’da Malzeme Avı
İstanbul’a Aktarma ve Esnaf Ziyareti
İstanbul’a aktarmalarla ulaştık. Üçüncü gün Mercan’daki esnafa gittik. Zarfları çavuş verdi; bazı siparişler hazır, bazıları hazırlanıyordu. “Yarın uğrayın,” dedi esnaf. Ertesi gün tekrar gittik; esnaf, “Albay sadece hazır olanları acil istedi,” dedi. Askerlerden biri alıp gelsin diye tembihlemiş.
Çavuşla Tartışma: Tatil mi, Görev mi?
Dördüncü gündeyiz. Çavuşla pazarlık başladı: adam babasını görememiş, 10 günlük izin sözü tutulmuyordu.
Dedim: “Boş ver, hepsini bitirsin, beraber döneriz. Ben birkaç gün takılırım.”
Çavuş panikledi, plan yapmaya başladı. Tren fikri verdim; Beyazıt’ta tren bileti satış yerine gittik. Haydarpaşa’dan Mersin’e tren vardı, bileti aldık.

Dönüş Planı ve Yük Paylaşımı
Ertesi sabah arkadaşımla esnafa gidip hazır ürünleri onun arabasına yükledik. Ürün çoktu; Karaköy iskelesine bıraktım, gitti. Ben dönüşü riske atmadan hemen uçak bileti aramaya başladım. Perşembe sabahı, izinin son gününe Londra’dan Lefkoşa’ya İstanbul aktarmalı uçak vardı; biletimi aldım, kalan paketleri çavuş taşıdı.
Sabah uçağa bindim, öğlen alayda. Albay, üzerimi değiştirmeden beni çağırttı ve paketlerle ilgili fırçayı savurdu:
— “Neredesin, kaç gündür! Madem geldin, niye getirmiyorsun eşyaları?”
— “Komutanım, daha şimdi geldim.”
— “Seninle giden nerede?”
— “O gelmedi mi? Trenle gidiyordu. Babasını görememiş, para alamamış, trenle çıktı yola.”
Son Perde: Ayakta Durmak Bile Zor
Ertesi gün çavuş geldi. Albay yine çağırdı. Botlar cilalı, orta parmak dikiş üstünde ama bu sefer başka bir fırça geldi:
— “Ne bu bağcıklar! Yuvarlak bağcık mı olur? Nefterler de yanlış.”
Ter boşaldı benden. Kıbrıs sıcak, ellerim sabitleyemiyor, konuşurken bile bana itaat etmiyordu. Dedim:
— “Komutanım, siz telefonla sipariş vermişsiniz; biz mektuplarınızı okumadık ki. Ne istediğinizi bilmiyoruz. Yazılı verseydiniz, diğer esnafa da bakardık, yardımcı olurduk.”
Bana baktı:
— “Tamam, rahat ol,” dedi.
İzne Gelmeden Terhis: “Kaçak Değil Planlı”
Detay bölümünde anlattığım, astsubay dan yediğim dayak ve bir an önce gitmek için yaptığım plan.
Askerliğin sonlarına yaklaşıyorduk. Bölük yazıcısı terhis hesabımı yaptı; haftalardan biri Perşembe’ye denk geliyordu. Dedim:
— “Sen bölük komutanına bir şey söyleme, izni kendim alacağım.”
— “Olur,” dedi.
Bölük komutanına gittim:
— “Komutanım, günüm Pazartesi doluyor. Cumartesi için uçak bileti alabilir miyim?”
— “Hayır, pazar sabahı için alabilirsin.”
Yazıcıdan izin kâğıdını aldım, yüzbaşıya imzalattım. Pazar sabahı uçağa bindim. İstanbul’a indiğimde hâlâ kendimi “izinde değil, firarda gibi” hissediyordum. Havalimanından çıkarken bile arkama bakıyordum; biri gelip “Sen nereye gidiyorsun?” diyecekmiş gibi… Sözde 5 gün erken gelmiştim.
Sonradan Anladım ki…
Yıllar sonra, emeklilik için askerlik borçlanması hesabı yaptırırken ortaya çıktı: 20 gün fazla askerlik yapmışım!
Çıkarım: askerliğe başlamak bir anda olmuyor; önce kabullenme, sonra yavaş yavaş “askerleşme” süreci başlıyor. Her şey planlı sanıyorsun ama birliğe teslim olunca biraz da doğaçlama gerek. Kıyafet bol, ayakkabı dar olsa da o anın ruhu tam oturuyor.
Kim bilir, sizlere neler hatırlattı?
