Ofis Hayatım
1985 – Terhis ve Yeni Bir Dönem
1985’te terhis oldum.
İş aramadım; babamın kahvesinde çalışmaya başladım.
Hâlâ nişanlıydım ama huzur yoktu; her türlü çıkışı denemek istiyordum.
Bir gün arkadaşım Cevat geldi.
Osmaniye Kahvehanesi
— “Benim biraderin Bakırköy Osmaniye’de kahvesi var. Gidip devir alalım, biz işletelim,” dedi.
Abisini tanıyorum, o da bizi tanır.
— “Oğlum, bizim paramız yok, nasıl alacağız?” dedim.
— “Ben halledeceğim,” dedi.
İki parça senet doldurduk, abisine verdik ve anlaştık.
Artık Osmaniye’de bir kahvehanemiz vardı. Görmediğimiz bir kahve…
Yabancısı Olduğumuz Mahalle
Ertesi gün gittik, çalışan arkadaşlarla tanıştık.
Alt kat bilardo salonu, içerisi büyük ve bölmelere ayrılmıştı: tavla, okey, kart oyunları…
Biz de genciz, müşteriler de genç ama biz orada yabancıyız. Herkes birbirini tanıyor.
Ara sıra polis uğruyor, şaka yollu birini alıp götürüyor. Karışmıyoruz.
Bir hafta geçmeden mahalledeki tayfayla ilgili bilgiler toplamaya başladık.
Meğer gelirimiz düşük olmasına rağmen bu gençlerin kumar alışkanlığı hayalimizin de ötesindeymiş.
Yoldan geçen arabanın plaka son hanesine “tek mi çift mi” diye bahis yapıyorlar.
İkili floresan lambalardan hangisi önce yanacak diye oynuyorlar.
Yolda yürürken bile kumar oynayabilen bir tayfa.
Dörtte Dört Giden Dolandırıcılık
O zamanlar altılı ganyan kuponları karbon kağıtlı, çok nüshalı formlarla doldurulurdu.
En alttaki sayfaya pul yapıştırılır, bu da kuponun oynandığını ve geçerli olduğunu gösterirdi.
Bizim kahvedeki gençler, bu kuponları dolandırıcılık aracı olarak kullanıyormuş.
Önce minimum bahisle birer at yazıyorlar, sonra pul yapıştırılmış sayfayı oynanmamış başka bir kuponun altına koyuyorlar.
Diyelim ki dördüncü koşuda kim kazanırsa, onu o kupona ekleyip “4’te 4 giden kupon” gibi gösteriyorlar.
Son iki ayakta, zaten kimsenin gelmeyeceğini düşündükleri atları yazıp, bu sahte “tutan” kuponları yüksek fiyata satıyorlar.
Ama ya o son iki koşu da gelir ve kupon gerçekten tutarsa?
İşte o zaman ortadan kayboluyorlar.
Polis onları nerede bulacağını biliyor zaten. Karakola değil, bizim kahveye gelip alıp götürüyorlar.
Evdeki Fırtına
Biz burada devam ederken, evde olaylar büyüyordu.
“Kendi kahven varken ne işin var oralarda uğraşıyorsun?” diye kavgalarımız sürüyordu.
Bu düzensiz çalışma hayatım, 1987’de evlenene kadar devam etti.
Artık evliydim. Bu, hayatımı düzene sokmam gerektiğini hissettiren güçlü bir kırılma anıydı.
Daha sistemli çalışmalıydım ama nereden tutsam başka bir yerinden patlıyordu.
Kahveciliği bırakma kararı aldım.
Artık kurumsal bir işe geçmeliydim. Fakat ne bir altyapım vardı ne de bir referansım.

Mahalleden Bir Yol Açılıyor
Her zamanki gibi çareyi yine mahallede aradım. Kahve müşterilerimizden biriyle konuştum, sağ olsun beni yönlendirdi. “Bizim şirkette yeni bir şirket açıldı, elemana ihtiyaçları var,” dedi. Aynı benim durumum: evin içine ev, şirketin içine şirket.
İki büyük firma – Eska ve Üstay – bu işe dahilmiş. Proje: Ataşehir Uydu Kent. Anladığım kadarıyla Emlak Bankası da iştirakçilerden biri. Şişli’deki Üstay firması içinde, Eksan adında bir şirket kurulmuş.
Projeyi Eksan yürütecekmiş. Benim ne olup bittiğini tam anlamadığım ama içine girdiğim ilk kurumsal ortam böylece başlamış oldu.
Artık kurumsal bir işe başlamıştım ve daha ofise girmeden benden işe giriş evraklarını istediler ve ilk kez ssk ya girişim yapılmış oldum.
Aslında ben çocukluğumdan beri çalışıyordum.
Ben, firmaların ve devlet kurumlarının evrak işlerini takip ediyorum. Bankadan hak ediş alıp yatırmak, belgeleri ilgili kurumlara götürmek gibi işler. Zamanla fark ettim ki, ofise girerken insanlara “günaydın” demeye bile başlamışım. Bu, benim için büyük bir değişimdi.
