Çarşıya Dönüş

kalcılar han video.png1

Kapalıçarşı’da Rafineri Dönüşümü

Ben köpek sahibi olduktan ve cebime altın koyduktan sonra bu işlerden uzak kalmıştım.
O yüzden biraderim kendi işini kurduğunda ona destek olmak için yanına gittim.
Hanın ortasında, küçük bir dükkânda altın takas işi yapıyordu.
Fakat topladığı altınların rafine edilmesi gerekiyordu; çünkü eski düzen artık çökmeye başlamıştı.
Sahada yeni oyuncular vardı ve sistemlerini çoktan yenilemişlerdi.

Eski Oyuncular Geri Çekilirken

Amcam artık daha az adamla çalışıyor, daha az mal değiştiriyordu.
Abime mal vermeyi de azaltmış, işin çoğunu kendi halletmeye başlamıştı.
Diğer amcam hâlâ mal veriyordu ama kâr marjı iyice erimişti.

Biraderim “Bu işi ben yapacağım,” diyerek yola çıktı fakat kurduğu sistem bir türlü oturmadı.
Bu defa rafineri sisteminde yenilikçi çalışan bir arkadaşla anlaşmaya vardılar.
Bizimkilerin piyasada adı vardı; yıllardır müşteri portföyü genişti.
Ama teknolojiye yatırım yapmayınca yarıştan düştüler.

Onlar 10 kilo altını 6 saatte rafine ederken, yeni sistemle çalışanlar aynı işi 1 saatte bitiriyordu.
Zamanında bu teknolojiyi önerenleri reddetmişlerdi; o teklifleri kabul edenler ise bugün piyasada söz sahibiydi.

Artık biz de topladığımız altınları anlaşmalı yere veriyor, karşılığında has altın alıp takas işine devam ediyorduk.

Erimiş hurda külçesi

Değişen Sistem, Değişen Oyuncular

Kapalıçarşı’da herkes bu işin kuralını bilir:
Kim daha ucuza ve hızlı yapıyorsa, müşteri ona gider.

İyi müşteriler 15–20 kilo bakiye bırakır; tabii bu fiyatlar diğerlerine göre daha yüksektir.
Biz buna “mal kirası” deriz — faizin haram olması nedeniyle kullanılan bir ifade.

Biraderim rafineri işinin yürümeyeceğini anladığında atölyeyi tamamen söktürdü.
Yapan usta demirleri kesip götürdü.
Hurdası bile para ederdi ama kesim ve işçilik ücreti almadı — ya da belki aldı, onu bilemem.

Altın takas işi artık başkalarının eline geçmişti.
Yeni firmalar yeniliğe açık, hızlı ve cesurdu.
Bu sektörün önü her zaman açıktır; değişen sadece oyunculardır.

Benim Çarşı Hikâyem

Kapalıçarşı’da her dönemde çok büyük esnaflar gördüm.
1979 yılında Onur Han’da işe başladım.
Altı ay sonra çarşıyı tanımaya, seslerini, kokusunu, ritmini öğrenmeye başlamıştım.

Bana bu işi öğreten hiç olmadı; her şeyi gözlemleyerek öğrendim.
O yıllarda büyük bir bilezik firması piyasaya hâkimdi.
Hem altın alım-satımı yapıyorlar hem de borsada işlem görüyorlardı.

O zamanlar “telex” diye bir cihaz vardı.
Sadece onların değil, diğer büyük firmaların da kullandığı bir iletişim aracıydı.
Çarşıdaki çırakların görevlerinden biri de telefon başında hat beklemekti.
ABD ya da Avrupa’yı geçtim, Ankara ile bile konuşmak için santrale kayıt açtırırdık.
Santral geri arar, ancak o zaman bağlanabilirdin.

Telexi olan firmalar dünya borsalarından haberleri anında alır, buna göre anlık alım-satım yapardı.
Bilgi güçtü — her zaman öyle olmuştur.

Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top