Knidos Günbatımı ve Sivrisinek Ordusu
Sabah Knidos’a, gün batımını izlemeye gitmek için yola çıktık. Önce Eski Datça’ya uğrayıp hem gezdik hem akşam için hazırlık yaptık. Gün batımını kaçırmamak için biraz hızlandık; ceza bile yedik.
Knidos’a vardığımızda iskelede şaraplarımızı açtık, ayaküstü hazırlıklarımızı tamamladık. Gün batımı muazzamdı.
Palamut Bükü ve Uyku Tulumu Macerası
Sivrisinekler ve Palamut Bükü
Ama burada bir tür “kutsal sandık” mı var anlamadım; sivrisinekler sanki organize bir şekilde saldırıya geçti! Tişört ve pantolon giymeme rağmen, kollarıma değil, doğrudan göbeğime saldırıyorlardı. Sanki hedefleri netti: hazine noktası!
Hava kararmıştı. Yeni kamp yeri için bükleri gezmeye başladık ve Palamut Bükü’nde çadırlarımızı, çakılların üstüne, denize sıfır bir noktaya kurduk. Sabah kısa ama kuvvetli bir fırtına geçti. Çadırlar uçmadı ama etraftaki şemsiyeler havada savruldu. Öğlen olduğunda biz Fethiye’deki otele dönmüştük bile.

Uyku Tulumu, Eskişehir ve Donarak Ayılmak
Evden çıkarken çadır ve kamp malzemelerini almıştım ama uyku tulumu almamıştım. “Ege, Akdeniz… ne gerek var?” diye düşünmüştüm. Ama Bodrum’dan Eskişehir’e geçeceğimi unutmuşum.
Fethiye’den sonra İstanbul Riders ekibiyle buluştuk, Eskişehir’deki festival alanına geçtik. Cruser Riders Club’dan Mete de oradaydı. Önce her zaman olduğu gibi yer tespiti, sonra çadır kurma… Bu galiba bizim içimize işlemiş; bir gecekondu alışkanlığı gibi. Üstümü değiştirip grubun yanına karıştım.
Gece nasıl çadıra döndüm hatırlamıyorum… Ama bir şeyi çok iyi hatırlıyorum: Bilecik Pazaryeri’nde yaşadığım o dondurucu geceyi bile kat kat sollayan bir soğuktu bu.

Uyku Tulumu ve Yağmur
Ciddi ciddi kalkıp botlarımı ve motosiklet montumu giydim… ama hâlâ üşüyordum. Sabah olur olmaz Eskişehir merkeze gittim; aklımda net bir hedef vardı: uyku tulumu almak.
Satıcı bana:
— “Bu tulum -40°C’ye kadar korur,” dedi.
Ama o lafa pek inanmadım.
— “Battaniye de alsam mı?” diye sordum.
— “Gerek yok,” diyerek ikna etti beni.
Tulumumu alıp çadırın yanına döndüm. Yine arkadaşlarla toplandık, biraz eğlendik. O sırada yağmur başladı. Ben de:
— “Ben yatayım, akşam program başlarsa katılırım,” dedim.
Çadıra girdim ve tulumun içine bir güzel “anadan üryan” gömüldüm. Sahne uzakta değildi; o kadar gürültüde zaten uyanırım diyerek içim rahat uykuya daldım.

Gözünü Yağmurla Açanlar ve Benim Tatlı Uykum
Ama ne uyku! Önceki geceyi donarak geçirdiğim ve sabaha kadar doğru düzgün uyuyamadığım için, bu sıcak, yumuşacık tulumda resmen kendimden geçmişim.
Gözümü açtığımda hava hâlâ aydınlıktı ama dışarıda kalabalık bir uğultu vardı. Meğer öyle bir yağmur yağmış ki, konser alanı komple batmış! Ertesi güne kadar o yağmurda uyumuşum. İyi ki motorun üstündeki çantaları poşetlemişim.

Sahnedeki ekipmanlar çamura bulanmış, konser iptal olmuş, kamyon lastikleri alanın içinde gömülmüş, yürümek imkânsız hale gelmiş. İnsanlar çeşmelerin başında çadırlarını ve içindeki eşyalarını yıkıyor; herkesin her şeyi ıslanmış, çamur içinde.
