Müşteri Analizi ve Takı Seçimi
Bir gün yine genç ve alımlı bir kadın geldi dükkâna. Takılara göz atıyor, bizdeki sistem kuyumcu mantığında işler—müşteriyle birebir ilgileniriz.
Farklı modeller gösteriyorum, o da sorular soruyor:
“Hangileri trend? Hangileri artık demode?”
Ben de esprili bir dille yanıtladım:
“Hangisini beğenirsen ve sana yakışırsa onlar trend. Beğenmediklerin zaten eskimiş ve demodedir.”
Yüzüme biraz tuhaf baktı ama niyetimin ona yardımcı olmak olduğunu fark etti sanırım. Birkaç diyalog sonrası anladım:
İyi bir dinleyici ve anlatılanları dikkatle özümsüyor.
Bu sefer onu biraz daha konuşmaya teşvik etmek için ben konular açtım. Nasıl olsa dükkân sakindi.
Konu konuyu açtı. Kendisine şöyle dedim:
“Ben dükkâna giren müşteriyi kapıdan tartarım, ona göre davranırım.”
Bu dikkatini çekti.
“Bunu nasıl yapıyorsun?” diye sordu.
O an kendimi sanki Büyü Dükkanındaki bilge satıcı gibi hissettim.
“Müşteri dükkâna girerken önce nereye bakar, hangi ruh haliyle gelir, onu anlamaya çalışırım. Mesele alışveriş değil, temas,” dedim.
Bu sefer gözlerini bana dikti, belli ki kendi hakkında bir analiz bekliyordu.
(Yıllarımı Kapalıçarşı’da, Tahtakale’de, taksicilikte, pazarlamada geçirmişim… Az biraz anlamam normal değil mi?)
Dedim ki:
“Siz minimal takılardan hoşlanıyorsunuz. Mümkünse de ilk çıkan, henüz kimsenin kullanmadığı parçalara ilginiz var.”
Şaşırdı.
“Çok güzel analiz ettiniz!” dedi.
Ama tüm ipuçlarını zaten bana kendi vermişti. Ben sadece dinledim ve aynaladım.



Gümüş, Şalvar ve Şüphe
Öğle saatlerinde yabancı bir adam dükkâna girdi. Vitrinde gördüğü Kazaz (Trabzon işi) gümüş bilekliklerden istedi. Ürünleri çıkardım, bankoya koydum. Tam anlatmaya başlayacakken içeri başka bir müşteri daha girdi.
İlk gelen adam, eliyle nazikçe işaret etti:
“Sen onunla ilgilen, ben beklerim.”
İkinci müşteriyle ilgilenip satışımı yaptım. Ardından ilk adamla tekrar göz göze geldik.
Sohbet ilerledikçe anlattı:
Arkadaşının Bağcılar Belediyesi’nde işi varmış, o içerideyken dışarıda zaman geçirecek yer aramış.
Kendisinin makine mühendisi olduğunu söyledi.
Adana’nın en elit sitelerinden birinde oturduğunu, aynı sitede belediye başkanları ve yargı mensuplarının da yaşadığını anlattı.
Tam bu noktada içimdeki ses konuştu:
“Bu, dolandırıcı muhabbeti başlıyor demektir.”
İlginç olan şu: Adam, bankodaki bilekliklerle neredeyse hiç ilgilenmiyor. Sanki onları bana unutturmak ister gibi, lafı başka yerlere çekiyor.
Yanıltan Önyargı
Konular birbirini izledi…
“Sitenin içinde bir gün sekiz köşe şapka ve şalvarla gezerim, ertesi gün taytımı giyip bisiklet sürerim.”
Derken zaman geçti. Fazla laf, az iş… Tam iki saat!
En sonunda sordu:
“Bunların fiyatı ne kadar?”
Fiyat söyledim, tam hatırlamıyorum ama bir iki ürün seçti,
“Paket yapar mısın?” dedi. Parasını verdi, ürünleri aldı ve giderken ekledi:
“İstanbul’a yine geldiğimde sana uğrayacağım.”
Gitti.
Bu işte her gelen müşteri alışveriş yapmaz, ama her biri mutlaka bir iz bırakır. Kimi kafanı karıştırır, kimi neşeni getirir… ama her biri sana bir şey öğretir.
