Takı Dükkanı

Beyoğlu-Demirören-avm .

Yılbaşı Etkinliği: Taksim Demirören AVM 27 Aralık 2017

Yıl başına doğru, Taksim Demirören AVM’de düzenlenen alışveriş festivaline katıldım.
Üç gün süren etkinlikte ne yazık ki çoğu esnaf siftah bile yapamadan tezgâh kapattı. Organizasyonun eksikleri yüzünden çıkan tartışmalar ortamı iyice gerdi.

Ben zemin kattaydım. Dükkanımın önü oldukça hareketliydi. Köşelere korumalar yerleşmişti; çünkü içeriye önemli ziyaretçiler geliyordu.
Üç dükkân solumda bir ressam vardı. Genellikle at temalı tablolar yapıyordu.

Ziyarete gelen özel konuklardan biri bu ressamın standına uğradı. Dönüşte yardımcılarından biri, beni göstererek:

“Bakın burada kovboy çizmeleri var,” dedi.

Ama adamın ilgisini çeken aslında tesbihlerimdi.
Elindeki turuncu tesbihi bana doğru uzattı ve sordu:

“Osmanlı katalin bu, nasıl?”

Tesbihe dokunmadan, doğrudan cevap verdim:

“Osmanlı katalin olmaz.”

Adam hafif gülerek, “Biliyorum, bozma,” dedi ve hiç beklemeden uzaklaştı.


Güneşlide Bir Dükkân, Bir Kısmet

Güneşlideki dükkanımda çoğu zaman tek başıma duruyorum. Ama kısmet her an çıkabilir.
Kim girerse girsin, mutlaka yerimden kalkar, tezgâhımın başına geçer ve gelen kişiye hak ettiği saygıyı gösteririm.

Bir gün genç bir kadın geldi. Çok konuşmadan, doğrudan kendi özel hayatına dair bir konuya girdi. İsmini sormadım, yüzü de aklımda değil. Anlattığı kadarıyla Güneşlide yaşamıyordu.

Konu eşiyle ilgiliydi. Eşinin kendi ailesinden çok kardeşiyle ilgilendiğini, ona daha çok zaman ayırdığını, buna kayınvalidesinin de ses çıkarmadığını anlatmaya başladı.

Ona sakin bir şekilde söyledim:

“Bu konuyu eşinle konuşman gerek. Ben sana yardımcı olamam. Başkalarına da anlatma, bir doktora veya doğrudan eşine anlat, aranızda çözün.”

Ama kısa sürede fark ettim ki, aslında çözüm aramıyor…
Sadece biraz konuşmaya, içini dökmeye, anlatacak bir taş-toprak arıyordu.

Ben de ona bu fırsatı verdim. Dinledim.
Araya sadece “Hımm”, “Anladım”, “Olabilir” gibi küçük cümleler ekleyerek onu anladığımı hissettirmeye çalıştım.
Sonra tekrar, yavaşça söyledim:

“Bunu bana anlattığın gibi eşine de anlat. Birçok sıkıntı, eşlerin birbirleriyle konuşmamasından kaynaklanıyor.”

Ve onu nazikçe uğurladım.
Çünkü kendimden biliyorum.

Kehribar-market-Güneşli.1

Yapılamayacak İşe ‘Yaparız’ Demem

Bazı imalatçılarla anlaşamıyoruz. Müşteri geliyor, kafasında bir model var, onu hayal etmiş.
Kimisi gerçekçi, kimisi değil.

Bu noktada netim:

“Benim kafama yatarsa olur. Kafama yatmazsa yok derim.”

Buradaki “kafama yatması”, işin teknik ve mantıklı olması.
Yani müşteri bana hayalini anlatınca, ben o fikri imalatçıya doğru şekilde aktarıp onu ikna edebilir miyim?

Eğer bunu yapabileceğime inanıyorsam, siparişi alırım.
Ama birkaç defa oldu; istemediğim, içime sinmeyen işler geldi ve sonunda ne müşteri memnun kaldı ne ben.

Bana kızacakları bir detay paylaşayım. İmalatçı arkadaşlarımız tüm gün ezberlediği işleri yapmaktan değişik ve görmediği işler ile uğraşmak istemiyorlar. Hiçbir atölyede tasarımcı çalışmıyor yalnızca verdiğimiz ürünleri güzel kopyalıyorlar.

İşin sırrı şurada:
Müşterinin ne istediğini doğru anlayıp, üreticiye de doğru anlatmak.
Eğer bu güveni kurarsam, imalatçıdan sağlam iş çıkarırım. Aksi halde elimize ne geçtiği belli olmaz.


Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top