Tesbih Dünyasına Tesadüfen Giriş
Tesbih, benim dünyamda yeri olmayan bir şeydi. Dükkânı ilk açarken çarşıdan bir toptancıya gidip çeşitli tesbihler aldım. Perakendede kaça sattıklarını sordum ve aldığım cevaplara göre fiyatlandırmamı yaptım.
Sonra dükkânı ziyaret eden tesbih meraklılarıyla sohbet etmeye başladım. Bu konuşmalardan, benim raflara koyduğum ürünlerin aslında piyasa malı – yani koleksiyon değeri olmayan, sıradan ürünler – olduğunu fark ettim.
Ama bu ilk adım amacına ulaşmıştı: Meraklıları çekmişti.
Tesbih Kültürünü Keşfetmek
Bunun üzerine bu işin kültürüne eğilmeye başladım. Benim ilgi alanım değildi ama baktım herkesin elinde bir tesbih var ve bazıları gerçekten ciddi paralar ödüyor. Bu ilgiyi görmezden gelmek olmazdı.
Başladım araştırmaya…
Ağaç tesbihler, plastik olanlar, doğal taş, katalin, sıkma kehribar, Osmanlı, ateş kehribar, zar kehribar… Derin bir dünya. Hem bilgi topladım hem de birçok çeşidi edinip dükkâna koydum.
Bilgi, bu işte de altın değerindeydi.


Gerçeği Öğrenmek
Bir gün. Tavuk pazarında adı bilinen bir imalatçıya gittim. Biraz sohbet ettik. Bana, “Sıkma kehribar” diye bilinen bir ürünü üniversite laboratuvarına test için yolladığını ve aslında bunun bakalit olduğunu tespit ettiklerini anlattı.
O anda çok net anladım: Usta olmak da her zaman yetmiyor. Bilgi, deneyimle birleşmezse yanıltıcı olabiliyor.
Aynı usta, Osmanlı objeleri kestiği tesbihleri “Osmanlı kehribarı” diye satıyormuş. Oysa bu eski objeler aslında 1. Dünya Savaşı öncesinde kullanılan, kötü kalite sert plastikler. Zamanla renk değiştirdikleri için “eski” görünüyorlar ama bu onları değerli kılmıyor. Hatta kehribarla alakaları bile yok.
“Osmanlı” denmesinin tek sebebi, üretim dönemlerinin Osmanlı zamanına denk gelmesi. Ama gerçek kehribar değiller. İlginçtir, çekimi kehribardan bile daha kaygan ve rahattır. Ama bu, onları kıymetli yapmaz.
Kıymeti ustanın işçiliği. Bu da ürüne imza çakmakla olmuyor piyasa ürünlerinden farkı üzerinde imza olması.
Benim İçin Güzel Tespih
Dediğim gibi, hep parasız ve kendime özgü fikirlerim olduğundan, sıradanlığımı bozmak isterim. Kaliteli ustaya vereceğim özel ağaçlardan tespih yaptırmak isterdim. Bulduğum bu ağaçları bana gram ve dolar ile satıyorlardı; bunlar piyasada bulunan ağaçlar değildi. İyi bir ustanın elinde çok özel ürünlere dönüşürlerdi.
Tespih ustalarına mutlaka bu ağaçlardan gelmiştir ama hiç kimse ismini ve özelliklerini bilmediği için bildiklerinden şaşmazlar ve plastikleri “Osmanlı” diye almaya devam ederler.
Kalpakçılar Caddesi’nde Bekir ve Mustafa abinin yanında çalışırken, benden biraz büyük olan başka bir Mustafa vardı. Benimle birlikte dört kişiden biriydi.
Bir ara televizyonda gördüm; çarşıda, Cevahir bedestende tespih işi yapıyormuş. Piyasadaki aynı efsaneyi o da satıyor. İmzası olan pahalı ustaların ürünleri her zaman pahalıdır, kullanılan materyalin hiç önemi olmaz.
Eğer olur da bir gün tekrar tespihle uğraşmak durumunda kalırsam, efsane işler çıkaracağım. Böyle bir mecburiyetim yok ama olmuşken en iyisi olsun isterim. Ama şundan eminim; yolumun bir daha bu işle kesişeceğini düşünmüyorum.
Ustalık ve Zarafet
Kısa zamanda öyle çok bilgi edindim ki, kendimi “exper” gibi hissetmeye başladım. Ama bu işin de bir sınırı var. Çünkü çok değerli bir tesbih elden düşüp kırıldığında tüm sihri bozulabiliyor. Yani bilgili olmak yetmiyor; elin de hafif olacak.
Benim sattığım her tesbihin bir hikayesi var. Gerekirse oracıkta ben yazarım, ama o hikâye mutlaka tesbihe eklenir.
Tesbihleri alırken her taşını tek tek incelerim.
İpi sıktığımda “8” şekli oluşmuyorsa, yani dizilim dümdüz kalem gibi oluyorsa, bu o tesbihin nizami yapıldığını gösterir. Bu da demektir ki yapan kişi çırak ya da acemi değil, kalfa ya da ustadır.
Tesbihin Ruhunu Anlamak
Kullanıcı tesbihi çekmeye başladıktan kısa bir süre sonra, taşların rengi değişmeye başlar. El ısısıyla, yağla temas ettikçe tesbih elde yağ gibi kaymaya başlar.
Azıcık tesbih merakı olan biri bunu hemen fark eder. Ve o tesbihin kalitesi, sahibinin egosuna iyi gelir.
Aslında, “Tesbih satmıyorum, hikâyesi olan bir eşya sunuyorum” demeyi seviyorum. Herkesin elinde olabilir ama herkesinki aynı hissi vermez.
