Taksicilik

taksitemmuz2024

İstanbul Taksi Durağı Günleri

Gündüz Memur, Gece Macera

Sonra Etiler girişindeki İstanbul Taksi Durağına dahil oldum.
Bir iki arkadaşım da oradaydı. Artık buradan iş alıyordum. Yeni meskenim burasıydı.

Karşımızda da Studio 54 vardı.
Burası o kadar iyi iş yapıyordu ki, iki durak dönüşümlü olarak hizmet verirdi.

Direksiyonda yan oturmasam da dikiz aynalarım olmasa da işimde gücümdeydim.

Araç sahibiyle 70 liraya anlaştık ama ben genelde 80, bazen 90–100 lira veriyordum.
70 lirası gündüz çalışırken, fazlası gece çalışırken.

Gündüz çalışması taksilerde memuriyet gibidir.
Yaptığın kilometre ortalaması iyiyse, durağın da düzgünse 200 kilometreyi bulursun.
Ama genelde 70 – 130 kilometre arası olur, çok çıkmaz.

Gece öyle değil.
Sonraki senelerde 420 kilometre yaptığım oldu.
(Ankara–İstanbul arası yaklaşık 400 km, 5 saatlik yol.)
Ve hepsi İstanbul içinde!

Sabaha karşı altıda teslim etmem gereken arabayı dokuzda teslim ettiğim zamanlar oldu. Bu taksicilikteki son arabamda oldu

Tüm bu detayları ileride daha ayrıntılı yazacağım…
Taksiciliğe alışmaya başlamıştım.

Çift şoför çalışırken geceleri takıldığım yerler belliydi.
Gündüz çalıştığımda ise İstanbul Taksi Durağını kullanıyordum.

Gündüz kazancım neredeyse sabitti ama akşam çalıştığım süre çok daha uzundu — kazanç da değişkendi.

Taksi

Bir Günün Hikâyesi

Bir sabah Levent’ten müşteri aldım, havaalanı işi.
Sabahın en güzel saatlerinde Yeşilköy Merkez’e girdim, dönüş yoluma müşteri arıyordum.

Oradan Bakırköy’e bir müşteri aldım.
Semt içlerinden geze geze kendi bölgeme döndüm.

Valide çeşme den bir genç bindi:
Halkalı Gümrük,” dedi.

Sabah erken saatlerde işler güzel gidiyordu, “Gün iyi başladı,” dedim.

Gümrüğe bıraktıktan sonra Halkalı içinden Küçükçekmece, Menekşe, Şenlikköy derken Ataköy ve Bakırköy çevresinde dolaştım ama saat 15.00’e kadar bomboş gezdim.

Dinlenme ve yemek molasıyla birlikte dünkü kazancımı ancak yakalamış oldum.

Oysa sabahki Halkalı işi zaten hem patrona hem petrole vereceğim parayı hem de ufak da olsa benim yevmiyemi çıkarmıştı.

Müşteri Seçmem Yoktur

Benim taksi hayatımda müşteri seçmek diye bir şey yoktu.

Veznecilerden biri bindi, “Fatih,” dedi. Götürdüm, döndüm.

Bir başkası bindi, “Laleli,” dedi.
Yine Veznecilerde indi.

Bir tur daha böyle olunca, Veznecilerde durup el kaldıranlara sağ tarafı gösterir oldum.
Nereye gideceği önemli değil, isterse İMÇ bloklarında insin.

200 metre ilerden sağa döndükten sonra kemer altından İMÇ blokları…
Çünkü iş iştir..

Cuma Günleri

Avrupa yakasında trafik çok yoğun oluyordu.
Arabayı aldım ve yine ilk işimi, Fabrikalar Durağından almak için bekliyorum.

İçimden geçen şu:
Karşıya müşteri çıksa da bu akşamı Anadolu yakasında geçirsem…
Çünkü ben karşı tarafın arabasıyım; yok. Çünkü karşıyı da biliyorum.

“Bakın kalbim temizmiş,” dedim içimden.
İlk binen “Acıbadem” deyince…
Müşteriyi indirdim; ilk hareketle bir müşteri daha el kaldırdı, aldım.
Merter,” dedi. Sevinmem gerekirken üzülmüştüm.

Yanlış Sanayiler ve Doğru Dönüşler

Bir gün gündüz vakti anne, baba ve oğulları bindiler taksiye.
Ellerinde çiçek ve çikolata vardı.

“Karşıya geçeceğiz,” dediler.
Durum belliydi: Kız istemeye gidiliyor.

Gittiğimiz yer Kartal’ın ilerisi, Dragos taraflarıydı.
Aklımdan, “Acaba geri dönmek için bizi bekler misiniz?” derler mi diye geçirdim.
Ama demediler. Paramı verdiler, ben de döndüm.

Geri — sanırım Kartal civarıydı — yaşlı bir çift el kaldırdı, bindiler.

Kocamustafapaşa,” dediler.

Bu yanlışa iki kere düştüğüm için:
“Ben orayı bilmiyorum,” dedim.

“Karşıya geçeceğiz,” deyince:
“Ha, orayı biliyorum,” dedim.

Sohbet ede ede geldik.
Ödemeyi alırken köprü parasını almak istemedim:
“Ben zaten bu tarafın arabasıyım,” dedim.
Ama ısrarla köprü parasını verdiler.

Böyle bir dönüş herkese nasip olmaz.

Bir bayram günü Bağcılar’dan binen müşteri “Sanayi Mahallesi” deyince çevre yoluna girmiştim.
“Bizim mahalleye gidiyoruz,” diye sevinmiştim.

Ama orada başka bir Sanayi Mahallesi daha varmış.

Bir keresinde de Selimpaşa Ortaköy’e dayımı bırakmıştım.
Dönüşte aldığım müşteri “Kadıköy” dedi.

Aynı soruyu sordum:
O nerede?

Meğer o da yakında bir köymüş.

Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top