Taksicilik

taksi2

Beşiktaş Rotası: Paylaşılan Yolculuk

Cağaloğlu’ndan bir müşteri aldım.
Arabada müşteri varken herkes el kaldırıyor; müşteri iner inmez bu kez bir kadın bindi.

Beşiktaş, lütfen.
“Tabii,” dedim.

Sonra beklenmedik bir şey söyledi:

Burada taksi bulma imkânı yok, uzun süredir bekliyorum “Başka müşteri almak isterseniz alın, ben Beşiktaş Meydan’da ineceğim.
Müşteriden parasını alın, ben kendi paramı vereceğim.”

Tabii dedim, ilk defa böyle bir teklif gelmişti.

İlk el kaldıran birine seslendim:

Müşterim var ama kendi parasını veriyor. Beşiktaş’ta inecek.
Kendi tarifeniz ile sizde gelebilirsiniz.

Adam,
“Olur, ben Kabataş’ta ineceğim,” dedi.

Böylece birlikte yolculuğu tamamladık.
Aynı yönde boş dönüp tekrar müşteriler aldım; hem onlara hem bana faydası oldu.
İki tur daha yaptım, aynı tarifeyle.

İlk Taksinin Son İşi

İlk taksiye son çıktığımda, Unkapanı’nda bir müşteri camdan kafasını uzatıp:

Dilovası’na gider miyiz?” dedi.

Kural gereği gece tarifesi uygulamam gerekiyordu; çünkü o kadar yolun dönüşü boş olurdu.
Ama adam sağlam çıktı, beni gündüz tarifesine ikna etti.

Demek ki sınanmam gerekiyormuş.

Arabayı teslim ettiğimde bu sefer 70 değil, 80 bıraktım ama kilometre 230 açıkmıştı; gündüz için yüksekti.
Araç sahibi parayı beğenmedi:

— “230 km yapmışsın, 80 veriyorsun,” dedi.

Ben de:
— “70 km yaptığımda da bu paraları verdim, nedenini sordun mu?” diye tersledim.

“Demek ki her seferde kilometreyi takip ediyorsun ama fazla para verildiğinde ses etmiyorsun,” dedim.
“Ben yarın gelmiyorum,” deyip aracı bıraktım.

Oysa çalışırken memnundu.
Hatta eski arabayı değiştirip daha iyisini vermişti.
Ama benim için bitmişti.

Yeni Bir Direksiyon, Yeni Kurallar

Çevrem vardı artık.
İstanbul Takside Sanayi Mahallesi’nde oturan bir arkadaşım,
Gel benim arabada çalış,” dedi.

Onunla çalışmaya başladım.

Eski çalıştığım taksi sahibi hâlâ haber yolluyordu:
Şaka yapmıştım,” diyordu ama dönüş yoktu.

Bu ikinci arabada anlaşmamız belliydi:
Gündüz o, gece ben çalışacaktım.

Temiz veririm, temiz alırım; depo dolu veririm, dolu alırım” kuralı geçerliydi.

Kısmetin Peşinde

Haftada iki gece Studio 54 ve içinde Ece Bar olan Club a takılıyorum.
Saat 16.00’da arabayı alıyorum; mahallede arkadaşı bırakıp kısmetimin peşine çıkıyorum.

İlk işim mahalleden çıkmak.
Yaklaşık 1 km’lik cadde ama her zaman tıkalı.

Büyükdere Caddesi’nde Fabrikalar Durağında bekler, ilk işi almaya çalışırdım.
Oraya kadar boş gelmişsem, sonra şehir içinde müşteri taşırdım.

Müşteri seçmezdim; indir–bindir kısa mesafeler işime gelirdi.

Mesela 1 km’den 2 lira kazanıyordum.

Akşam saat 21.00 gibi Ortaklar Caddesi’nde, eski Kanal D binası, sonra “Sarı Sayfalar” rehberlerini hazırlayan bir firma oldu.
Her akşam mesaiye kalıyorlardı.

Dört kişi bir taksiye binip evlerine giderlerdi.
Adresleri: İçerenköy, Bostancı veya Bakırköy–Ataköy tarafları.

Bu iş belirli taksiciler arasında paylaşılmıştı ve bizim de her akşam bir işimiz vardı.

Bu işten sonra kazanım 1 km’ye 1.5 liraya düşerdi.

Devamnı Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top