Taksicilik

taksi3

Bekçi ve Tanıdık Müşteri

Ece Bar’dan bir müşteri çıktı. Bekçi taksi işareti yaptı.
Sola yanaştım. Müşteri tanıdık geldi.
“Ne tarafa, beyefendi?” dedim.
“Taksim,” dedi.
Sohbet sadece kapı kapanana kadar sürer çünkü yol hemen ayrılıyor. Yoksa Etiler’e gitmek zorunda kalacağız.

Hemen soldan döndüm, Nispetiye Caddesi’ndeyim.
İkinci vitese attığımda Levent’e döneriz. O kadar kısa yol üçüncü vites ile viraja girersem sakat olur.
Viraj: Zincirlikuyu Mezarlığı’nın virajı.
Etiler’den çıkan her canlı bu viraja girecektir. Tabelası eksik.

Kısa Sohbet ve Küçük İkramlar

Bu kısa mesafede tanıdık arkadaş cebinden Maltepe sigarası çıkardı, yaktı.
Fransa’da yaşadığını söyledi.
Benim şoför olduğumu öğrenince bana taksi alacağından bahsetti.

Ben çoktan virajı geçtim, Beşiktaş’a doğru iniyorum.

“Neden buradan gidiyoruz?” dedi.
Yavaşladım.
“Sakıncası mı var?” dedim.
“Şişli daha kısa değil mi?” dedi.
“Yok, aynı mesafe. Hatta Şişli 3 lira daha fazla yazar,” dedim.

Gerçekten de öyle: aynı mesafe ama Beşiktaş kadar hızlı değil.

Beşiktaş’ın ağaçlı yolundan giderken,
“Kahve içelim mi?” diye sordu.
Dedim ya, hiçbir müşteriyi kırmam: “Olur,” dedim.

Saat Kulesi’ne döndük.
Kahveleri söyledik.
Bu arkadaş bana yazıyor ama ben hep duvara yönlendiriyorum.
Ne söylerse lafı başka tarafa çeviriyorum.

Bıyıkları, kalıbı adam gibi ama konuya girişi buruşuk kâğıt gibi — bir de oyuncu olacak.
Direkt “Ben geyim,” dese, ben de “Bana ne,” derim.

Neyse, umduğunu bulamadı.

saat-kule-cafe

Kahve Hesabı ve Vedalaşma

Garsonu çağırdım, kahve paralarını ödedim.
Hareket ettik; stadın etrafından Gümüşsuyu’na çıkacağız.

“Keşke bir kekonun arabasına binseydim, o anlardı,” dedi.
Ben kafamı çevirmeden,
“Neyi?” diye sordum.
“Boş ver,” dedi. “Sağda ineceğim.”

Arabayı yanaştırdım.
Taksimetrede yazanı verdi.
Kahve paraları da lütfen. Siz ısmarlamıştınız,” dedim.
“Öff…” dedi, onu da ödeyip ayrıldı.

Gece Ağaları ve Yeni Mekânlar

Bazen gece ortamını
Levent tarafında yeni yeni mekânlar açılmaya başladı; bizim mekânın gazı kaçtı artık.n ağalarından biri gelir, yemeğe ortak olurdu.
Sıranın sonundan Kumkapı’ya balık almaya bir taksi gönderir, bir şişede rakı ikram eder, öylece giderdi.

Zaman geçti… Ece Bar el değiştirdi.
Yeni sahibi geldi, müşteri sayısı azaldı.

Taksi Durağında “Bir Gittin, Dönmedin” Muhabbeti

Taksi durağında çalışmak dışarıdan bakıldığında durağan görünür;
oysa kendi içinde küçük çaplı bir strateji oyunudur.

Müşteri gelir — ya telefonla ya el kaldırarak.
Alırsın, götürürsün.
Ama işler bu kadar sade değildir.

Diyelim ki dışarıdan iş geldi; peşinden piyasadan üst üste işler denk geldi ve sen durağa birkaç saat uğrayamadın.
Döndüğünde seni bekleyen ilk cümle şudur:

“Nereye kayboldun be kardeşim? Bir gittin, bir daha dönmedin!”

Bu laf çoğu zaman içinde kıskançlık barındırır.
Aslında demek istedikleri şudur:

“Keşke o işi ben alsaydım…”

Eğer bu niyeti fark edersen — hele ki o kişi ortamdaysa —
öyle bir iş anlatırsın ki…

Bu bir anlatım değil, resmen sunumdur.
Rüyasında görse aklına gelmeyecek bir güzergâh, müşteri hikâyesi, trafik detayı…

Yan masada oturan bile o işin büyüsüne kapılır.
Sen o anda efsane olursun.

Ama o kötü niyetli kişi senin iş alırken oradaysa bu sefer de işin şekli değişir:
Garip bir şekilde sana sevilmeyen işler denk gelir.
Ya yokuş çıkarsın ya da beklemeli olur veya araç arıza yapar…

Dönüşte yine anlatırsın da anlatırsın;
ama o adam sana gülümseyerek bakar, içinden ise söylenir:

“He ya he… Bir de çiçek verirler!” Bu kötü niyetli arkadaşa da sanki herkesin nereye gittiğini öğrenmek için duraktan uzaklaştırmayan işler denk gelirdi.

Devamını Oku

Yorum bırakın

Scroll to Top