İkinci Deneme
Pazar günü yeniden denedim, bu kez Maslak yönüne.
Büyükdere Caddesi boyunca gidiyorum, sıkıntı yok derken birden fark ettim:
Maslak tarafı, meğer yokuşun ta kendisiymiş!
Yine indim, bisikletle yan yana yürümeye başladım — şimdi İstinye Park’ın olduğu yere kadar.
Ama artık alışmaya başlamıştım.
İstinye yokuşundan sahile indim, Beşiktaş yönüne trafiğin arasından ilerledim.
Nefes nefeseydim, vücut hamdı.
Bebek’ten Etiler’e çıkarken artık bisiklet arkadaş değil, taş gibi bir yük olmuştu.
Ritmini Bulmak
Etiler’i geçince yollar düzleşti.
Artık her sabah bisikletle dönmeye başladım.
Yine Armutlu ve Narin Sitesi yokuşlarında iniyorum, ama Alkent’in önünden bu kez binerek geçiyorum.
Sonra doğrudan eve değil, önce Şişli’ye, oradan Taksim’e kadar pedallıyor, öyle dönüyordum.
Pazar günleri hedefim daha uzundu:
Maslak üzerinden Hacıosman yokuşu, oradan Kireçburnu, sonra Beşiktaş yokuşu…
Artık kondisyonum iyiydi. Bisiklet inişte de çıkışta da beni taşımaya başlamıştı.
Bu rotaları her hafta değiştirmeye başladım.
Artık sabah dönüşlerim bile terletmiyordu.
Sonrası
Kış geldi, bisikletle dönüşlerimi sonlandırdım.
Yaz geldiğinde ise, o ilk günkü yorgunluğu bir daha yaşamamak için bisikleti elden çıkardım.
Anlatırken güzel geliyor, yaparken de güzeldi.
Hiç “keşke” demedim.

Sherlock Holmes ve Taksi Hikâyeleri
Müşteri Profili
Sherlock Holmes, İstanbul’da yaşayan ya da yolu buraya düşen yabancıların buluşma mekânı hâline gelmişti.
Müşteri profili oldukça genişti:
- Türkiye’de spor yapan yabancı oyuncular
- Bürokratlar ve iş insanları
- Onlarla iş yapanlar
- Turist olarak gelenler
- İstanbul’a gelen savaş gemisi personelleri
- Tabii ki Türk müşteriler de azımsanmayacak kadar fazlaydı
Özellikle Çarşamba, Cuma ve cumartesi günleri oldukça yoğundu.
Yabancı basketçiler genellikle Yeşilköy, Ataköy yönüne giderdi.
Çarşamba günleri farklı bir kalabalık olurdu, genelde kadın ağırlıklı, nedenini sonradan öğrendim.
Çarşamba günleri; yabancıların evlerinde çalışan, çocuk bakıcılarının izin günüymüş, diğer günler, dışarı çıktıklarında çocuklara göz kulak olan veya oyun arkadaşları. Bu doğal şekilde testosterona bağlı kalabalık. Ama kızlar bizim taksiler ile tek başlarına evlerine dönüyordu.
Yoğun Gün ve Taksilerin Konvoyu
Bir hafta içi akşamı, bizim sokağa peş peşe taksiler girmeye başladı. Adeta bir düğün konvoyu gibiydi.
Konvoya hususi araçlar, araya araç giremiyordu.
Daha sonra bu taksilerden her biri dört yolcu indirip hemen hızla sokaktan çıkmaya başladı. Aynı bizim gibi hızlı ve seri bir biçimde…
Tabii, bu gelenlerin dönüşü de olacaktı. Biz de bu nedenle boşuna beklemiyorduk.
İlk turu attık. Gittiğimiz yer Dolmabahçe, saat kulesinin önüydü. Gelenler Amerikan askerleriydi.
Bir süre sonra, bu müşterileri getiren taksiler tekrar bizim sokağa girdiler ama bu kez bize çıkışıyorlardı:
“Manyak mısınız siz? Böyle turist mi taşınır?”
Kendi arabalarını park ettiler, askerlerle konuşup bizim taksilere bindirmeye başladılar. Sonra da bize şöyle dediler:
“Kişi başı şu kadar alacaksınız!”
Mesela biz, Taksim’e 70 lira yazıyoruz; Dolmabahçe’ye 65 lira. Ama adamlar bizim arabalara dört kişi bindiriyor ve “kişi başı 100 lira alacaksın” diyorlar. Şaşırıyoruz ama itiraz etmiyoruz.
