İşin Doğası ve Rehberlik
Aslında müşteri zaten tarifeyi ezberlemiş gibi. Kazıklanma ihtimalleri yok. Hatta sonra haberlerde izledik: Dolmabahçe’den Taksim’e 200 lira alanlar olmuş!
O gün, dışarıdan gelenlere kaptırmadan işleri biz aldık. Bize yönlendirme yapanlar eski taksicilerdi: Dolmabahçe, Karaköy Rıhtımı, Sultanahmet, Beyazıt, Nuruosmaniye ve Topkapı Sarayı kapısında yıllarca müşteri bekleyen taksi şoförleri.
Yaklaşık 20 taksi bu müşterileri getirmişti. Sokak başlarında indirilenleri görmemiş olsak da biz, altı taksi olarak geri dönüşleri yaptık. Elbette birçok fire de verdik. Ama 65 lira yazan yere 400 lira almış olduk.
O Günün Rehberi
Bugün geriye dönüp bakınca bu yapılanın ne kadar doğru veya yanlış olduğunu tartışabiliriz. Ama o an içinde olmak, işin doğasını sorgulatmıyor. Hatta “Bunu daha önce neden yapmadık?” bile dedirtiyor.
Yıllar önce Hürriyet gazetesinde bir köşe yazısında, ortasında çerçeveli şekilde yer alan şu cümleyi görmüştüm:
“Her ne kadar okursan oku, bulunduğun çevreye ayak uyduramıyorsan cahilsin.”
Sanırım o günlerde bu sözü kendime rehber edinmişim…

Yolda Karşılaştıklarım
Bir gece Sarıyer’den dönerken Park orman tarafında bir kadın fark ettim. Elinde taş parçası vardı. Hızlıydım, geçtim ama içime sinmedi; geri geri gidip yanına yanaştım.
“Taksim’e,” dedi.
“Seni Levent’e kadar bırakayım, para istemem,” dedim. Zaten orası taksi bulamayacağı bir yerdi.
Tahminim, müşteriyle çıkmış, istismar edilmiş, sonra yol kenarına bırakılmıştı. Kendini korumak için taş almıştı eline. Levent’e vardığımızda “Beni Taksim’e kadar bırak,” dedi. Başka bir taksi buldum, gündüz tarifesiyle teslim ettim. Tabii ki para almadım.
Asıl sıkıntı şuydu: Kadın şikayetçi olsaydı, benim de ifade vermem gerekecekti. O yüzden onu başka taksiye aktardım.
Zincirlikuyu–Etiler Girişinde Kaza
Önceden yaşadığım tecrübe: Bir akşam üstü, Zincirlikuyu–Etiler girişinde iki genç kız el kaldırdı. Yanaştım, biri bindi; diğeri karşıya geçmek isterken araba çarptı.
Arkadaşıyla birlikte hemen hastaneye götürdük.
Hastane polisi evraklarımı aldı, beni bırakmıyor.
Arkadaşı olayı anlattı, çarpan arabanın plakasını verdik. Benim arabayı incelediler, sabaha kadar da bırakmadılar.
Sara Hastası Bir Yolcu
Bir defasında da sara hastası birini götürdüm. Kafasını vurmuş, aşırı kanıyor, kimse arabasına almak istemiyordu.
Ben aldım, hastaneye götürdüm. Bu kez girişte bıraktım, çünkü yine saatlerce bekletilmek istemedim.
O gün koltuk kan içinde kaldı, çalışmadım. Günü erken kapattım. Neyse ki gece durağım iyiydi.
Gülümseten Karışıklık
Topkapı Tabelası Yanılgısı
Bir akşam Sherlock Holmes ten üç kişi çıktı.
“Atilla Topkapı,” dediler. Benim anlamam Topkapı da Atilla otel
Ben de bastım gidiyorum.
Topkapı deyince aklıma ilçe geldi; “Herhalde otel orada,” diye düşündüm.
Zincirlikuyu’yu geçiyorum, müşteri “No, no!” diyor ama ben “Topkapı’yı biliyorum” diyerek “Okey, okey,” deyip devam ediyorum.
Bir süre sonra yol uzadı, adam bu kez “Sherlock Holmes, Sherlock Holmes!” diye panikle tekrar etmeye başladı.
Eyüp çıkışına geldiğimizde anladım ki bir yanlışlık olmuş. Geri döndüm.
Levent’e vardığımda garsonlar gülerek sordu:
“Abi nereye gittiniz siz?”
Meğer Etiler’deki Topkapı tabelasının oraya gideceklermiş. Yani Topkapı semti değil, sadece o isimdeki tabela!
Sonunda vardık. Taksi 35 lira yazdı ama ben para almadım; mahcubiyetimden.
Yine de 50 lira bırakıp teşekkür ederek indiler.
Kısa Yol Hikâyeleri — Yağmurlu Bir Akşam
Yağmurlu bir akşam. Saat henüz erken ama hava yağışlı, iş çıkış saati, her yer tertemiz uzun süredir yağıyordu zaten.
Tam müşterimi indiriyordum ki, telaşlı bir adam kapıyı açtı:
— “Acil, Şişli Etfal Hastanesi!”
“Olur,” dedim.
Beşiktaş çarşıdan değil, Akaretlerden girdim. Akşam saati, yağmur ve Beşiktaş trafiği…
Trafikte Sıkışmış Bir Umut
Adam arka koltukta yerinde duramıyor. Derin bir nefes aldı ve bir anda patladı:
— “Lütfen hızlı gidelim… Kızım intihar etmiş! Hastaneye götürmüşler…”
Yutkundum. “Geçmiş olsun,” diyebildim sadece.
Adam benden dörtlüleri yakmamı, kornaya abanıp yolu açmamı bekliyor.
Ben ise akmayan trafiğin içinde öndeki arabanın tamponuna yapışarak ilerliyorum.
Sağa ya da sola kaçmak zaten mümkün değil.
Sonunda Etfal Hastanesi’ne vardık. Adam arabadan fırlayıp acile koştu. Dakikalar sonra geri döndü. Nefes nefese, ama biraz daha rahat bir ifadeyle:
Trafik ve Sorumluluk Üzerine Konuşma
— “Çok şükür… Müdahale etmişler, eve yollamışlar.”
“Geçmiş olsun,” dedim. “Şimdi nereye?”
— “Aldığın yere bırak lütfen,” dedi daha sakin bir ses tonuyla.
Yolda bir süre sessizlik oldu. Sonra birden konuştu:
— “Senin yerinde olsaydım, o arabayı parçalayarak giderdim!”
Cevabım netti:
— “Ben de sizin yerinizde olsam öyle düşünürdüm.”
Sohbet yavaş yavaş yumuşadı.
— “Eğer arabada kızınız olsaydı ve hastaneye yetişmesi gerekiyorsa, tamam. Ya da siz bir doktordunuz ve onu kurtarmaya gidiyordunuz, eyvallah… Ama ben o trafikte bir araca dokunsam, ne siz beni bırakıp başka bir taksi bulabilirsiniz, ne de ben sizi gideceğiniz yere yetiştirebilirim. Çünkü Beşiktaş’ta o saatte taksi bulmak imkânsız. Ayrıca bir kazayı da öylece terk edemem.”
Derin bir iç çekti.
— “Haklısın,” dedi.
Beşiktaş’a vardık. Arabadan sessizce indi. Arkasından tekrar seslendim: “Geçmiş olsun.”
